site sağ üst köşeye bayrak ekle ÇELTİK-PİRİNÇ DİYARI VE TARİHİN YAŞADIĞI KENT BOYABAT/SİNOP SİTESİNE HOŞ GELDİNİZ.


Web'te Türkçe


günlük çoğul ziyaretçi



 
ÇELTİK- PİRİNÇ DİYARI VE TARİHİN YAŞADIĞI KENT BOYABAT/SİNOP
ANA MENÜ  
 
ANA SAYFA
  BOYABAT
  BOYABAT TARİHİ
  BOYABAT FOTOĞRAFLARI
  BOYABAT COĞRAFYA DURUMU
  BOYABAT EKONOMİ DURUMU
  BOYABAT SANAYİ DURUMU
  BOYABAT KÖYLERİ
  BOYABAT NÜFUS DURUMU
  BOYABAT EĞİTİM DURUMU
  BOYABAT SAĞLIK DURUMU
  BOYABAT SPOR DURUMU
  BOYABAT YÖRESEL YEMEKLERİ
  BOYABAT ŞİVESİ
  BOYABAT MANİLERİ
  BOYABAT ULAŞIM VE HABERLEŞME DURUMU
  BOYABAT TARİH ESERLERİ
  BOYABAT KALESİ TARİHİ
  BOYABAT KALESİ YERALTI ŞEHRİ
  BOYABAT ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ
  BOYABAT KÖYLER TARİHİ
  BOYABAT EL SANATLARI VE ÇEMBERİ
  BOYABAT TANITIM VİDEOLARI
  BOYABAT DAVUL-ZURNA VİDEOLARI
  TÜRKÜLERİMİZ
  BOYABAT İKLİMİ
  BOYABAT EVLERİ
  SİNOPLU SANATÇILAR VİDEOLARI
  BOYABAT KIŞ FOTOĞRAFLARI
  BOYABAT İSMİNİN KAYNAĞI
  BOYABAT KIRKKIZLAR KAYASI HİKAYESİ
  BOYABAT BAZALT KAYASI
  BOYABAT TURİZM DURUMU
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  KOMİK VİDEOLAR
  BOYABAT ÖNEMLİ TELEFONLARI
  BOYABAT PANAYIRI
  BOYABAT OTOBÜS FİRMALARI
  E-DEVLET LİNK LİSTESİ
  ESKİ BOYABAT FOTOĞRAFLARI
  DOST SİTELERİMİZ
  İSLAMİ VİDEOLAR
  TARİH KÖŞESİ
  PEYGAMBERLER TARİHİ
  RÜYA TABİRLERİ
  KURAN-I KERİM DİNLE
  KURAN DERSLERİ
  SİNOPLU MİLLETVEKİLLERİMİZ
  PEYGAMBERİMİZ
  KURAN VE BİLİM
  TELEVİZYON İZLE
  İLAHİ DİNLE
  MÜZİK DİNLE
  GÜNLÜK BURÇLAR
  SİNOPLU GAZETECİLERİMİZ
  BOYABATLI EVLİYALAR
  BELEDİYE BAŞKANIMIZ
  KAYMAKAMIMIZ
  YÖRESEL KIYAFETLERİMİZ
  BOYABAT KALEBAĞI FOTOĞRAFLARI
  BOYABATLI ÜNLÜLER
  TÜRKİYE HARİTASI
  ATASÖZLER
  BİLGİSAYAR
  DÜNYA HARİTASI
  SOHBET ODASI
  SİNOP VE İLÇELERİ
  EĞLENCE
  BOYABAT MEŞHURLARI
  BOYABAT GECE FOTOĞRAFLARI
  BOYABAT SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI
  MEVLANA NIN YEDİ ÖĞÜDÜ
  SİNOP VE İLÇE POSTA KODLARI
  İL İL PLAKA KODLARI
  İSLAMİ BİLGİLER
  KURAN-I KERİM OKU
  BOYABATLI ŞEHİTLERİMİZ
GÜNÜN SÖZÜ.
SOSYAL SİTELER
SİNOP VE İLÇELERİ
SİNOP VE İLÇELERİ

Sinop Şehri, Anadolu 'nun kuzey yönde uç noktası olan İnce Burun 'a doğu yönde bağlanan Boztepe Burnu berzahında bir kale-şehir olarak kurulmuş ve tarih boyunca doğu yönde gelişmiştir. Tarih boyunca kale dışına pek taşmayan şehir bir liman kenti özelliği taşır. Berzahın kuzey doğusundaki dış liman fırtınalara açık olduğu ve denizcilik bakımından kullanışlı sayılmadığı halde, Antikçağ 'da daha çok bu limanın kullanıldığı bilinir. Zamanla kum dolan ve kullanılamaz hale gelen bu limanı berzanın güney-doğusundaki iç limana aynı dönemde bir kanal bağlardı. Bu kanal, Selçuklular döneminde kapatılmıştır. Yarımadanın güney yönündeki içliman ise rüzgarlara kapalı konumuyla ve sakin deniziyle güney Karadeniz 'in en önemli limanıydı. Bu özellikleri yüzünden "Akdeniz" ismini almıştır. Tarih boyunca işlek bir liman yaşantısı ve tersane faaliyeti bu limanda gerçekleşmiştir. XIX. Yüzyıla kadar tamamen ayakta duran surlardan ise günümüze büyük bir kısmı kalmıştır ve yıkıntılarından rekonstrüksiyonu yapılabilir. Şehrin gelişimi sürekli olarak doğu yönde, Boztepe Burnuna doğru olurken, kuzeydeki Akliman ve Anadolu yönünde bir kaç azınlık yerleşmesinden başka bir yerleşim olmamıştır. Doğudaki yarımada ise gittikçe sarplaşmakta, Hıdırlık tepesinde 187 metre yüksekliğe ulaşmakta ve nihayet deniz yönünde dik yarlar ile kuşatılmaktadır. Bu durumda şehrin deniz yönünden ve berzahtan zaptedilmesi imkansız olmaktadır. Antik çağdan beri parlak ve yoğun bir ticari ve kültürel yaşantıya sahip olan Sinop, bu niteliğini Bizans, Selçuklu, Candaroğlu ve Osmanlı yönetimlerinde de sürdürmüş, ayrıca kale ve tersanesi ile bölgenin en önemli askeri üslerinden biri olmuştur. Bu durumunu Sinop Baskını 'ndan sonra kaybetmeye başlayan kent, sur dışına güneydoğu yönde azınlık yerleşmeleri ile batıya doğru ise yönetim ve eğitim gibi kamu hizmetleri yerleşmesiyle çıkmıştır. Ulaşım şebekesi olarak Antikçağ 'dan beri geometrik yapısını koruyan Sinop 'un ulaşım omurgasını, Boyabat yolu ile bu yolun şehir içindeki devamı olan Sakarya, Cumhuriyet ve Fatih caddeleri oluşturur. Bu eksendeki en önemli dikey bağlantı, Valilik ve Belediye önünden geçen Gazi Caddesidir. Şehir yerleşiminde, Yeni Mahalle yüksek gelirli memurların, Camikebir Mahallesi zengin tüccar, serbest meslek sahibi ve esnaf ailelerinin, Gelincik Mahallesi ise taşradan yeni gelmiş olanların yerleştikleri alanlardır. Batıda Gelincik, Kuzeydoğuda İncedayı ve Kefevi, doğuda Ada Mahalleri düşük gelirli grupların yerleşim yerleridir.Sinop adının ilk kez nereden türediği ve son biçimini nasıl aldığı üzerinde çok şeyler söylenmiş, değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bu söylenti ve yazılı yorumlar zamanla çoğalmış, birkaç harf değişikliği ile birbirine benzer sözcükler ortaya çıkmıştır. Bu adlar kitaplara, dergilere ve gazetelere geçmiş, halk dilinde de konuşulduğuna göre buraya alacağız. Şimdi bunların bazılarını sıralayalım: 1. Sinope Irmak Tanrısı Osopos'un güzeller güzeli kızıymış. Rivayete göre mutlu bir hayatı varmış. Birgün Tanrılar Tanrısı Zeus kendisini görmüş ve o anda aşık oluvermiş. Zeus bu, gönlünü kaptırdığını elde etmek için yapmadığı üçkağıtçılık yokmuş . Ama Sinope, Zeus'un bile başını döndürecek bir güzellikteymiş. Eli ayağı, dili dudağı dolaşmış Tanrılar Tanrısının, Sinope'ye aşkına karşılık her istediğini yapacağını söylemiş. Korku içindeki genç kız, kendisine dokunmamasını, kız oğlan kız almak istediğini söylemiş heybetli Zeus'a. Tanrılar Tanrısı, sözüne sadık kalmış ve Sinope'yi alıp en sevdiği yerlerden olan Karadeniz'in cennete benzeyen yemyeşil kıyılarına bırakmış. (Yani bugün Sinop ilimizin bulunduğu yere) 2. Sinop'un ilk kez Hititçe Sinova adı ile anıldığını Hitit kaynaklarından öğreniyoruz. 3. Prof. Yusuf Kemal Tengirşenk'in eşi Nazlı Tengirşenk, Sinop Halkevi yayınlarından Dıranaz dergisinde "American Journal of Phylology" adli, David M. Robinson'ın yapıtından çevirilerinde, Sinop adinin Asurların ay ilâhı olan "Sin"den geldiğini bildirmektedir. 4. Bazı kaynaklar Sinop adının ilk söylenişini Sinavur olarak ileri sürmektedir. 5. M.Ö. 200 yıllarında yaşayan Skymnos, şiirlerinde Sinop adının Sinope adlı bir Amazon kraliçesinin adından geldiğini dile getirir. 6. Suyun göğsü anlamında Farsça (Sine-i âb) dan Sınap şekline çevrilmiş ve böyle konuşulmuş deniliyor. Yukarıda belirtilen yazılı ya da sözlü görüşlere bakılırsa Sinop adında başta (S) harfi ortaktır. İkinci sırada ortak harf (I) seslisidir. Yalnız birinde (E) seslisi vardır. Üçüncü harf (N) hepsinde yine ortaktır. Diyebiriz ki; öteden beri Sinop adında bu (S=I=N) harfleri bugünkü şekli ile yerlerini korumaktadır. Hemen hepsinde (S-I-N) harflerinin sonunda çeşitli ekler görüyoruz.Sinop Adı, Antikçağ'da Paphlagonia olarak adlandırılan bölgenin kuzey ucunda Sinop'un saptanabilen en eski adı "Sinope" dir. Bu kelimedeki "Sin" kökü ile Asur-Anadolu ilişkisi, Sinope ile de Yunan ırmak tanrısı Asopos 'un su perisi kızlarından Sinope kastedilmiştir ki bu da ismin kökenini İyonya'nın bölgedeki kolonizasyonuna bağlamaktadır. Bir başka fikir de Amazon Kraliçesi Sinova 'dır ki bu mitin de nereden geldiği belli değildir. Yalnız bu kavmin Anadolulu olduğu inancı vardır. Grek etimolojisine yabancı olan Sin ya da Sind sözcüklerine Yunanistan'ın dışında, Pontus, Doğu Anadolu, İran ve Hindistan 'da rastlanmaktadır. Bu da Sinope adının yerli Anadolu dillerinden gelmiş olabileceğini göstermektedir. Strabon ise kentin kurucusu olarak Arganotlar'dan Teselya'lı Otolikos 'u göstermekte ve onun kenti ele geçirerek bir Yunan kolonisi kurduğunu yazmaktadır. Kentin ele geçirilmesi, kolonileştirmeden önce kentte yerli bir halkın yaşadığını ortaya koymaktadır. Sinop'un tarih öncesi hakkında ilk bilgiler, 1951-1954 yılları arasında, şehir merkezine 14 Km. mesafede yer alan Demirciköy Kocagözhöyük 'te, Türk Tarih Kurumu adına Ekrem AKURGAL, Afif ERZEN ve Münster Üniversitesinden Ludwıg Budde tarafından yürütülen kazılarda ele geçen arkeolojik malzemelere dayanmaktadır. 1980 'li yılların sonuna kadar Sinop 'un tarih öncesi denildiğinde ilk akla gelen ilk Tunç Çağdan malzeme veren Demirciköy Kocagözhöyük olup bununla sınırlı kalmaktaydı. Ancak Müze Müdürlüğü 'nün 1987 yılında başlattığı ve 1988-1989 ve 1990 yıllarında da devam eden yüzey araştırmaları Sinop 'un tarih öncesi bilinmeyen yönlerini önemli ölçüde aydınlatmıştır. Anadolu 'nun en kuzey noktası olarak bilinen İnce Burun 'daki fenerin batı kesimlerinde kıyını hemen yamaçlarında ele geçen, kesici, yan kazıyıcı, omurgalı kazıyıcı ve yonga parçaları diye adlandırılan taş aletler Üst Paleolitik çağa (M.Ö. 30.000-10.000) tarihlenmektedir. Müze Müdürlüğünce yürütülen yüzey araştırmasında 44 adet höyük tespit edilmiştir. Bu höyüklerde ele geçen malzeme incelendiğinde, özellikle sahil şeridine yakın nehir ağızlarında ve nehir vadileri boyunca Kalkolitik Çağ 'dan (M.Ö. 5.500-3200) itibaren yerleşildiğini ve Tunç Çağı boyunca (M.Ö. 3200-1200) yoğun iskana tabi oldukları görülmektedir. Sinop Bölgesi yüzey araştırmasında ele geçen buluntular genel olarak Erken Kalkolitik Çağ 'dan Geç Frig Dönemine kadar tarihlendirilmektedir. Ancak yüzey buluntularına göre tam tarihi süreklilik sağlanamamaktadır. En büyük boşluk Orta Tunç Çağı ile Geç Frig Çağı arasındadır. Araştırma öncesine kadar bilinmeyen Orta Tunç dönemine ait buluntular Gerze Köşk Höyük, Tıngıroğlu Höyük, Emiryayla Maltepe Höyük, Sarımsak Maltepe Höyük, Yaykın Karakumru Tepe 'de ele geçmiştir. Ancak bölgede Hitit İmparatorluk Çağı 'na ait tarihlendirilebilecek hiçbir buluntuya rastlanamamıştır. Samsun sahil bölgesinde de Hitit İmparatorluk dönemi malzemesine rastlanamamıştır. Yapılan yüzey araştırması, bölgede M.Ö. XVIII. Yüzyıl ile M.Ö. VIII. Yüzyıl arasında yerleşim izine rastlanmadığını bu dönemin Sinop için karanlık bir dönem olduğunu ortaya koymuştur. Hitit metinlerinde adı geçen GAŞKA kavimlerinin bölgede yaşayıp yaşamadıklarını gösteren arkeolojik bir bölge henüz saptanabilmiş değildir. Araştırmanın ortaya koyduğu bir gerçekte Sinop 'da İlk Tunç yerleşimlerinin büyük bir yangın sonucunda terkedildiği ve bu dönemden itibaren M.Ö. 8. Yüzyıla kadar karanlık bir dönemin başladığıdır. İ.Ö. VIII. Yüzyılda bölge Miletos başta olmak üzere İonia 'lıların kolonizasyonuna sahne olmuştur. Bu kolonizasyonun sadece Ege dünyasında artan nüfusu dağıtıp toprak kazanmak olmadığını öncelikle ticari ve ekonomik köşebaşlarının elde tutulmasının hedeflendiği anlaşılır. Özellikle Sinop 'taki İon kolonizasyonu, Fırat Vadisi ve Mezopotamya 'ya giden tarihsel yolların başlangıç noktasını tutmak için yapılmıştır. Söz konusu kolonizasyon için ileri sürülen iki ayrı başlangıç tarihinin aydınlatılması da ayrı bir problemdir. Bunlar İ.Ö. 756 ve 636 yıllarıdır. Bu iki tarih arasında çapı belirsiz kalan bir Kimmer istilası vardır. 756'da Trapezus, Kerasus ve Kotyora gibi kolonilerin Sinop'a bağlı olarak kuruldukları düşünülürse, bu tarihten önce Sinop'da bir İon kolonizasyonunun açıkça başladığını kabul etmek gerekir. Sinop ve civarına yayılan bu Lidya-Kimmer hakimiyetinden sonra Sinop için kesinleşen en önemli olay, 630 yıllarında yapılan ikinci kolonizasyondur. 630 tarihi ile Lidya devletinin Pers kralı Kyrus tarafından 546'da yıkılmasına kadar süren dönem Sinop için yine karanlık kalmaktadır. Perslerin kıyı şehirlerini nasıl idare ettikleri kesin olarak bilinmese de otonom yapılarını korudukları sanılan bu şehirler, Perslerin atadıkları Tiranlar sayesinde imparatorluğa vergi ödüyor olmalılar. İmparator I. Darieios 'un örgütlenme sistemine göre Sinop bu dönemde Kapadokya satraplığı sınırları içinde daha sonraki bir düzenleme ile de Pontus Kapadokyası denilen kuzey Kapadokya sınırları içinde sayıldı. V. Yüzyıl içlerinde Persler ve güçlü Perikles Atina'sı arasında çekişme konusu olan kıyı kolonileri ile Sinop'da sonunda Perikles yönetimine bağlandı. Bu dönemde parlak ve sikke çeşitliliğinden demokratik bir Grek yönetimine kavuştuğu anlaşılan kent, bu durumunu Euxene'nin Grek şehirlerini Perslere bırakan Antalcidas anlaşmasına kadar korumuştur. İ.Ö. 350 yılından sonra Kapadokya satrabı olarak tüm Anadolu'yu Persler'den koparmak isteyen ve bir Kapadokya krallığı yaratmayı amaçlayan Datames, Sinop üzerine de yürümüştür. Makedonya kralı İskender'in Persleri 334 ve 332 de yenmesinden sonra özgürlüğünü kazanacağını uman Sinope, İskender'in bürokrasisinin sert yönetimi altında ezilmiş ve Pers sarayına elçi heyeti göndermiştir. Ancak karşılarına Daarieios yerine İskender çıkmıştır. 5. Teminata bağlı ve güç elde edilen bir serbestlikten sonra Sinope Diadok'ların idaresinde demokratik yapısını sürdürmüştür. Bu dönemde Eumenes'in denetimine giren ve bir otorite boşluğuna düşen yöre, Perslerin eski Kiostiranın torunu Mithridates'in başlattığı Pontus Krallığı döneminde başlıbaşına bir parlak çağın merkezi oldu. Hellenleşmiş bir Pers kültürü karakterini taşıyan Pontus krallığının geleneği Anadolu hegemonyasını güçlenen Roma karşısında kendine bağlamak amacını taşıyordu. 183 yılında ani bir baskınla Sinope'yi elde eden Pharnakes, kente bağlı kolonilerden Cerasus yakınlarında Pharnace adlı yeni bir Pont kolonisi de kurmuştur. Daha sonra devletin güvenliğini sağlamak için IV. Mithridates merkezi Amasya'dan Sinope'ye nakletmiştir. Tarihe Mithridates Eupator olarak geçen ve "Büyük" ünvanıyla anılan Pontus krallığının son yöneticisi, döneminde başkent Sinope, tarihte en yüksek ve ihtişamlı çağını yaşamıştır. Sinope'de doğan ve şehrin çifte limanını genişleten, surlarla çeviren, stao, agora, gymnasium ve muhteşem bir sarayla şehri donatan Mithridates'in kişiliği, Sinop ve Anadolu Hellenizminin bir sembolü olmuştur. Pontus hakimiyetinin Roma egemenliği tarafından yıkılmasından sonra Roma'lı kumandan Pompeius'tan itibaren Bithinia ve Pontus eyaletine bağlanan Sinope-Lex Pompeia da belirtildiği gibi birçok eşitlikler kazandı. Bu dönemde kentin ayrı bir tarihinden bahsedilemez. Sinop artık Roma tarihinin içinde anılır. Roma İmparatoru Trajan döneminde Bithinia ve Pontus eyaletinin Senato'dan alınıp İmparatorun yetki alanına bağlanması, Sinop'un sosyal gelişimine yeni ufuklar açmış ve şehre aynı imparatorun ismiyle anılan bir su kemeri yapılmıştır. İ.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma İdaresine geçen Sinope, Bizans döneminde de giderek azalan bir önemle bölgenin ticari, kültürel ve askeri merkezi olmaya devam etti.M.Ö. 1000 Yıllarında Sinop MÖ. 756 yılında Milet'ten ayrılan ve kendilerine yeni bir şehir kurmak isteyen göçmenler buraya gelerek bugünkü Sinop'un ilk temelini atmışlar ve bu şehre Sinope adını vermişlerdir. "Efsaneye göre tanrıça Sinope ırmak tanrısının kızıdır. Zeus Sinope'ye aşık olur. Her dilediğini yerine getireceğine söz verir. Sinope kızlığına dokunmamasını ister. Tanrı yemine bağlı kalarak onu kız bırakır. Bugünkü Sinop'un olduğu yere gelir." Daha sonra MÖ. 630 yılında ikinci bir koloni (sömürge, göçmen topluluğu ya da bu topluluğun yerleştiği yer) grubu Sinop'a yerleşmiştir. Şehrin surlarının büyük bir olasılıkla kolonize (koloniler halinde yaşanan) devirlerde yapıldığı tahmin edilmektedir. 7. yy başlarında Sinop, Anadolu'ya kuzeyden gelen Kimmerlerin, 6. yy ortalarında İran'dan gelen Perslerin istilasına uğramıştır. Helenistik Dönem MÖ. 4. yüzyılın birinci yarısında Paflagonya'lılar bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. MÖ. 332 yılında Büyük İskender'in Anadolu'ya girişini fırsat bilen 1. Ariarathes Kapadokya'da bağımsızlığını ilan ederek, Sinop'u da hakimiyetine almış. MÖ. 302 yılında Mitridat Ktistes Paflagonya'da dağınık halde bulunan prenslikleri bir araya getirerek kuvvetli bir devlet (bağımsız bir ülke ile onun yönetiminden oluşan varlık) kurmuştur. Daha sonra ll. Mitridat ve onun oğlu Farnak Sinop'a hakim olmuş. MÖ. 169 yılında devletin başına Mitridat Flapeton geçmiştir. Mitridat Flapaton Sinop'u bayındır (gelişip güzelleşmesi için üzerinde çalışılmış, alt yapıya sahip) hale sokmuş, başkentini Amasya'dan Sinop'a getirmiştir. Sinop'un parlak dönemi Mitridat Fatpator zamanında olmuştur. Bütün Karadeniz'i hakimiyeti altına alan Mitirdat Romalıları'da Anadolu'dan atarak büyük bir imparatorluk kurmuş, ancak Başkenti Sinop'tan Bergama'ya taşımıştır. Helenistik dönem Sinop'un en parlak zamanı olup, bu dönemde kültüre büyük önem verilmiştir. Romalılar Dönemi MÖ. 70 yılında Roma İmparatorluğu işgal ettiği bu toprakları yeniden tanzim etmiş. Pontus Krallığını Kızılırmak'tan itibaren ikiye bölerek, doğu parçasının idaresini yerli sülalelere vermiş, batı parçasını ise doğrudan doğruya devletin eyaleti haline getirmiştir. Sinop'un Roma idaresine geçmesi tarihte önemli bir dönüm noktasıdır. Bilhassa (her şeyden önce, başta) Cesar zamanında şehre maddi yardımlardan başka, yeni Roma kolonileri gönderilmiş ve genişleyip büyümesi sağlanmıştır. Bizans Devri Bizans devri konusunda Sinop için bilgiler yok denecek kadar azdır. Genç Pliny'nin Trajan'a yazdığı bir mektuptan Sinop'ta çok sayıda Hıristiyan'ın yaşadığı anlaşılmaktadır. İdari olarak Armeniakon ve Pontus themalarında dinsel olarak da Hellenpotos metropolitliğine bağlı olarak gösterilen Sinop'ta günümüzde harabeleri bulunan Balatlar Manastır Kilisesi'nin VI. Yüzyılda yapıldığı sanılır. Bizans devrinde gittikçe askeri bir yapı kazanan Sinop'un kale içine çekildiği ve tarih boyunca gelişmiş bulunan ticaret ve kültürünün dinsel bazı olaylar nedeniyle gerilediği sanılmaktadır. Justinianos zamanında Sinop'un kaleler, su yolları, köprüler ve kiliselerle geliştirildiği fakat kısa süre sonra ortaya çıkan Arap istilalarının bu gelişmeyi durdurduğu anlaşılır. İkonoklasm devrinde Sinop'un dinsel ve sivil yapılarının tahrip edildiği, Karadeniz'de gelen Varegler'in Sinop'u yıktıkları da bilinir. İstanbul'un Latinler istila edilmesinden sonra I. Andronikos'un torunları büyük Komnenoslu Aleksios ve David idaresinde Karadeniz'in güneydoğu kıyısında Trabzon Rum Devleti kurulmuştu. Buradan David, sahil boyunca ilerleyerek Sinop'u işgal etti ve sonunda Paplagonya ve Karadeniz Ereğlisi'ni de hakimiyeti altına aldı. Bizans ağırlık merkezinin bu dönemde Anadolu'ya kayması eski Bizans-Selçuklu çekişmesini keskinleştirmişti. Bu durum Selçuklular'ın Karadeniz'de bir limana sahip olmalarına engel oluyordu. Sinop ve çevresi 1214 yılında Selçuklu hakimiyetine geçtikten sonra Hıristiyan kültür yaşamı yoğun bir şekilde sürdü. Osmanlılar zamanında şehrin surları dışında batıda Akliman, doğuda Hıdırlık yamaçlarında yoğunlaşan Hıristiyan Ortodoks Rum ve az sayıda Ermeni yerleşimi vardır. Osmanlı kayıtlarında bunların kilise ve vakıflarına ait sayısız kaynak vardır.Sinop'un Fethi ve Selçuklular Dönemi Türklerin Anadolu'ya girdikten sonra ilgilendikleri yerler arasında Paflagonya ve Sinop civarı da vardır. 1085 yılında Süleymanşah'ın komutanlarından Karatekin'in Sinop'u Bizanslılardan aldığından bahsedilir. Ertesi yıl Bizanslılar, Sinop'u kurtarmak için Konstantin Dalassenos komutasında bir donanma gönderdiler. Bu sırada İzmir Bey'i Çaka'nın Bizans topraklarına karşı giriştiği saldırılar sırasında Bizanslı komutan Nikephoros'un yenilgiye uğraması Bizanslıları zor durumda bıraktığından Konstantin Dalassenos'u geri çağırdılar. Pekar bu sırada Bizanslıların Sinop'a tekrar sahip çıkmaları Büyük Selçuklular ile Anadolu Selçukluları arasındaki siyasi çekişmeler yüzünden olmuştur. 1176 Miryokephalon zaferinden sonra Türklerin Bizanslıları Anadolu'nun büyük bir kısmından atabildikleri anlaşılmaktadır. İbn-î Bibi'deki kayıtlardan anlaşıldığına göre Paflagonya bölgesinin fatihleri, başarılarına karşılık olarak Selçuklu Sultanları tarafından ikta olarak verilen Kastamonu yöresinin sahipleri ve Bizanslılara karşı yürütülen mücadelenin lideri olan Çoban ailesidir. Güçlü bir yönetimle Selçuklular'ın sonuna kadar Kastamonu ve civarını elinde tutan bu aile ile Sinop'un birkaç kez Türkler tarafından fethedilmesi arasında ilişkiler vardır. Sinop'un Bizans yönetiminde bulunduğu sıralarda Kırım'a gitmek isteyen Selçuklu tacirleri burada gemiye binmek suretiyle Sinop Limanı'ndan faydalanıyorlardı. IV. Haçlı Seferi sırasında Haçlılar, 1204 de İstanbul'u ele geçirip bir Latin Devleti kurunca İmparatorun damadı Theodoros Lascaris'in kurduğu İznik Bizans Devleti ve yine Komnenos hanedanından Aleksios ve David Komnenos kardeşlerin Trabzon'da kurdukları Trabzon Rum Devleti oluştu. Bu üçe bölünmüş Bizans mirası karşısında Anadolu'yu Selçuklu Devleti ikinci planda bir kara devleti haline geliyordu. Oysa Anadolu Selçuklularının Kırım ticaretini geliştirebilmeleri ve Karadeniz'de Hıristiyan güçlerine karşı koyabilmeleri için Sinop gibi ticari ve askeri bir limana ihtiyaçları vardı. Bu sırada David Komnenos, kıyı şeridi boyunca ilerleyerek Sinop ve Ereğli'yi aldı. İznik devleti ile çatışmaya girdi. Bu durumda Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile anlaşan Laskarisler, David Komnenos'u geri çekilmeye zorladılar. Fakat kendi güvenliklerini düşünen Selçuklular, Karadeniz'de üçüncü bir güç olarak ortaya çıkmak isteyince gözlerini ilk olarak Sinop'a diktiler. Kardeşiyle olan taht kavgasını halleden I. İzzeddin Keykavus, o sırada Trabzon Rum İmparatoru I. Aleksios Komnenos'un Canik tekfuru Kir Aleksi tarafından idare edilen ve yöre halkına çeşitli zulüm ve yağmalar yapan bu valinin idaresindeki Sinop'a yürüdü. Şehrin zaptının zor olduğu bilindiğinden muhasaraya ve ablukaya karar verildi ve sultan, vilayet beylerini savaşa çağırdı. Olaydan habersiz olan Kir Aleksi bu sırada Sinop dışında avlanıyordu. Ordudan çıkarılan bir müfrezenin Kir Aleksi'yi yakalayıp sultanın önüne çıkartması olayları hızla geliştirdi. Kalenin önüne getirilen tekfura karşılık şehrin teslim edilmeyeceğini söyleyen Sinop'luların daha sonra fikirlerini değiştirerek şehri kansız olarak Selçuklulara bırakmaları bir sürpriz olmuştur. Bu olaydan sonra yapılan anlaşmayla Aleksi yıllık vergiye bağlandı ve adamlarıyla birlikte Canik'e gönderildi. (1214) Şehirde kalmak isteyenler serbest bırakıldı. Şehir tekrar düzenlendi, Kiliseler Camiye çevrildi. Bir medrese yapıldı, kale tamir edildi, tapu defterleri düzenlendi. Şehre Çepni oymaklarından boylar yerleştirildi. Sultan sefere katılan beylerden Simre Valisi Bedrüddin Ebu Bekir'i Sinop Valisi ve komutanı olarak bıraktıktan sonra Sivas'a döndü. İbn Said el Magribi, Sinop Limanı'nda Konya Sultanına ait donanmanın bulunduğunu, çam ormanlarıyla kaplı Kastamonu ve Amasya dağlarından kesilen kerestenin su yolu ile Sinop Darüs Sın'a'sında (tersane) gemi inşaası için nakledildiğini belirtir. Kısa sürede oluşturulan bu donanma ile fethin ardından Soğdak seferi yapılır. Soğdak ve civarına Ruslar egemen olmuşlardı. Ruslar bu bölgede Selçuklu korumasını kabul etmişlerdi. Soğdak'a bir Türk Garnizonu yerleştirilerek camii yapıldı.(1225) Sinop'tan yapılan bu sefer Sinop'un üs olarak o dönemdeki gücünü gösterir. Pervaneoğulları Dönemi 1243 Kösedağı yenilgisinden sonra Moğol kontrolüne giren ve hızla zayıflayan Anadolu Selçuklu hakimiyetinin bu durumu karşısında Trabzon Rumlarının Sinop'u 1259'da tekrar işgal ettikleri anlaşılmaktadır. Moğollara karşı izlediği bağlılık politikası sayesinde devlete hakim olan Pervane Müinüddin Süleyman 1259'dan beri Trabzon Rum yönetiminin elinde bulunan Sinop'un geri alınması isteğini yasallaştırmıştır. Bu durumda kısa sürede Selçuklular'ın eline düşen şehirde kilise olarak kullanılmakta olan Cami-i Kebir tekrar camiye dönüştürüldü. Pervane olayı kutlamak için bunun yanına bir medrese yaptırdı. Şehrin düşmesi 1262 yılının yaz aylarına rastlar. Pervaneoğulları yönetiminde Karamanoğulları 1276'da Konya üzerine yürüdükleri zaman Rumlar, yine fırsat bilerek asker ve silah dolu gemilerle Sinop'a hücum edince sahil kumanda Tayboğa liderliğindeki Çepni oymakları saldırıyı püskürtmüşlerdir. Selçuklu Devleti'nin sonlarına doğru ise Kırım'da bulunan II. İzzeddin Keykavus'un oğlu Rükneddin Geyûmers'in bir ara Sinop valisi olarak görünmesi, Pervaneoğulları hakimiyetinin bir beylik kuvvetinde olmadığını düşündürür. Pervane'nin idamından sonra Sinop'ta bulunan oğlu Muinüddün Mehmed, yöreye hakim olmuş 1297 yılında ölümüne kadar çevresine zalim davranmıştır. Mehmed'in ölümünden sonra yerine Müinüdden Süleyman Pervane'nin diğer oğlu Ali'nin oğlu Mühezzübiddin Mesud geçmiştir. Mesud zamanındaki en önemli olay Sinop'ta Cenevizlilerin bir konsolosluklarının açılmış olmasıdır. Bu sırada bir Ceneviz donanmasının Sinop'a baskın yaparak Mesud'u kaçırması ve fidye karşılığında serbest bırakması Cenevizliler ve Türkler arasında Karadeniz ticareti konusunda rekabet yaşandığını gösterir. Bu devirde Anadolu'dan geçmesi gereken ticaret yolunun boğazlara aktarılması Sinop ve Samsun Limanlarının ticaretine büyük zarar vermiştir ve Gazi Çelebi'nin XIV. Yüzyılın başlarında Cenevizlilere karşı korsanlığa girişmesinin başlıca nedeni olmuştur. Gazi Çelebi'nin babası Mesud'un son Selçuklu Sultanı mı? Yoksa Pervaneoğlu Mesud mu olduğu fikri tartışma konusu olmakla birlikte bu kişinin Pervaneoğlu olduğu kabul edilmiştir. Gazi Çelebi'nin erkek evladı olmadığından ölümünde kızı bir süre babasının yönetimini ele almış, hatta bu yüzden Sinop'a bir ara "hatun ili" denmiştir. O sırada Kastamonu'da Candaroğlu Süleyman Trabzon Rumlarının şehri işgal edeceği gerekçesiyle Sinop'u Candaroğlu beyliğine katmıştır. (1323) Buraya vali olarak oğlu I. İbrahim Bey'i göndermiştir. Pervaneoğulları Beyliği Anadolu Selçuklulari'nin dagilmasi sirasinda Sinop'ta Pervâne Muineddin Süleyman'in oglu Mehmet tarafindan kurulan beyligin adidir. Sinop, 1214'te Trabzon Rum Imparatorlugu'ndan alinmis önemli bir deniz üssü ve ticaret iskelesi idi. Anadolu Selçuklulari'nin iç karisikliklari sirasinda Trabzon Rum Imparatoru tarafindan geri alinmis ve kendi topraklarina dahil edilmistir (1259). Pervâne, Ilhanli hükümdari Abaka Han'dan izin alarak Sinop'u ele geçirmek için faaliyete giristi. Yaklasik bir yil karadan denizden kusattigi sehri 1266'da zaptetti. Böylece Selçuklular'in Karadeniz'deki ticaret kapisi olan Sinop, Muineddin Süleyman'a ikta olarak verilmis ve yine onun istegi üzerine kendisine temlik edilmistir. Sinop'un fethi ve Pervane'ye temlik edilmesi, Sultan Rükneddin Kiliç Arslan ile onun arasinin açilmasina sebep oldu. 1266'da Selçuklu sultaninin Pervane'nin Mogollar tarafindan tahrikiyle öldürülmesinden sonra, Selçuklu Devleti'nin idaresinde Pervane'ye ortak kalmadi. Selçuklu Devleti'nde nâibu's-sultan olan Pervâne, devamli bir sekilde merkezde bulundugundan bizzat Sinop'ta ikamet edememekteydi. Bu sebeple oglu Muinüddin Mehmed'i malikanesi olan Sinop'a gönderdi. Pervane Süleyman, 1277'de Ilhanli hükümdari Abaka Han tarafindan öldürülünce oglu Mehmed istiklâlini ilan ederek Sinop'ta Pervaneogullari adi ile kisa süre devam den beyligi kurmus oldu. Muinüddin Mehmed yaklasik yirmi yil beyligin idaresini elinde tuttu. Muinüddin Mehmed, Mogollar ile iyi geçinmek zorunda kaldi ve onlarin verdigi devlet islerinde görev yapti. Bu sirada halki agir vergilerle ezen Mehmet Bey, Mogollar'a karsi bir hareketin hazirliklari içindeyken hastalanarak öldü. Bundan sonra beyligin idaresi Pervane Süleyman'in torunu Mühezzibüddin Mesud tarafindan yürütüldü. Mesud Bey, Mogollar'la iyi iliskilerde bulunarak herhangi bir tehlikenin gelmesini önledi. Ayrica devletin sinirlarini genisleterek Bafra ve Samsun'u ele geçirdi. Mesud Bey, Sinop'ta ticarî koloni bulunduran Cenevizliler tarafindan ticarî bir anlasmazlik sebebiyle ani bir baskinla esir edilerek Ceneviz müstemlekesi olan Kefe'ye götürüldü. Ancak çok agir bir fidye ödemek suretiyle tekrar Sinop'a döndü (1298). Bundan iki sene sonra vefat eden Mesud Bey'in yerine oglu Gazi Çelebi, Sinop emiri oldu (1300). Donanmaya önem veren Gazi Çelebi, önce Trabzon Rum Imparatoru ile anlasarak Kirim ve Kefe taraflarina sefer düzenledi ve bir Ceneviz donanmasini Kefe yakinlarinda maglup etti (1313). Daha sonra da Trabzon'a karsi hücuma geçti (1319). Cenevizliler'in 1322'de Sinop'a karsi giristikleri saldiriyi basariyla püskürttü. Gazi Çelebi'nin erkek evladi olmadigi için Kastamonu beyi olan Candaroglu Süleyman Pasa'nin hakimiyetini tanidi. 1322'de vefati üzerine bir ara kizi Sinop'ta beylik etmis ve bu sebeple Sinop'a Hatuneli adi da verilmistir. Daha sonra Candaroglu Süleyman Pasa tarafindan ilhak edildi. Böylece Pervaneogullari Beyligi, Candarogullari Beyligi'nin topraklarina katildi. Sinop'ta Pervane Süeyman tarafindan 666 (1267-1268)da yaptirilan Ulu Cami en önemli mabedler arasindadir. Yine Pervane Süleyman Medresesi ve Pervane türbesi, Pervaneogullari Beyligi devrinden kalma mimarî eserlerdir. Candaroğlu-İsfendiyaroğulları Beyliği Dönemi Sinop'un Osmanlılara kadar tarihi tamamen Candaroğlu Beyliği'nin gelişimi içinde kaldığından bu beyliğin tarihine ve olaylarına bakmak gerekir. Selçuklu hanedanının taht kavgalarına karşı İlhanlı hükümdarı Geyhatu'nun Anadolu'ya gönderdiği yardımcı kuvvetler arasında Şemseddin Yaman Candar komutasında bir kuvvetin olduğu ve mücadeledeki hizmetine karşılık olarak Geyhatu tarafından kendisine Osmanlı tahrir defterlerinde Eflagunlu şeklinde geçen Eflani'nin verilmiş olduğu kaydedilmektedir. Ölümünden sonra oğlu Süleyman Bey Eflani'de beyliğin başına geçmiş, Kastamonu ve Safranbolu'yu alarak hakimiyetini genişletmiştir. Bu arada beyliğin merkezini Kastamonu'ya nakletmiştir. 1323 yılında Sinop'u da topraklarına katan Süleyman Bey şehrin yönetimini oğlu İbrahim Bey'e vermiştir. Sinop'un alınmasıyla Candaroğlu Beyliği Karadeniz'de Ceneviz ticaretine rakip olarak çıkmıştır. 1341'de Süleyman Bey'in yerine tahta oturan oğlu I. İbrahim Bey hakkında eldeki tek belge, h.742/1341 tarihli Sinop'ta kendisi tarafından yaptırılan camiinin kitabesidir. İbrahim Bey zamanında Candaroğlu donanması düşmanlara karşı gelebilecek güçtedir. İbrahim Bey'den sonra iktidara Yakub Bey'in geçtiği hakkında bilgiler varsa da kaynaklar açık bir bilgi vermezler. H.747/1346-1361 tarihleri arasında hüküm sürdüğü sanılan Adil Bey'in beylikte kaldığı süre kesinlik kazanmamıştır. Venediklilerin iki müşavirle ve oniki üyeli meclis yardımıyla bir konsolos tarafından idare edilen ticaret kolonisinin de ilk faaliyetleri bu tarihlere rastlar. Adil Bey'den sonra yerine "kötürüm" sıfatıyla tanınan oğlu Celaleddin Beyazit Bey geçmiştir. H.787/1385 yılında ölen Kötürüm Beyazıt yerine İsfendiyar Bey geçti. Bu dönemden sonra Candaroğlu Beyliği hanedanı Kastamonu ve Sinop'ta ayrı ayrı hüküm süren beyler olarak ikiye ayrılmıştır. Sinop'ta hükümdarlık yapan beyler İsfendiyar Bey'den geldikleri için hanedanın Sinop koluna "İsfendiyaroğulları" denmiştir. Yıldırım Beyazıt döneminde Osmanlılara karşı Karamanoğulları'nın kurduğu ittifaka Kötürüm Beyazıt'ın oğlu Süleyman Bey de katılmıştır. Bunun üzerine Yıldırım Beyazıt Kastamonu'da hüküm süren Süleyman Bey'in üzerine yürüdü ve H.794/1392 yılında yapılan savaşta Süleyman Bey yenildi. Bu sırada Yıldırım Beyazıt Sinop'u da kuşatmış ancak alamamıştır. Süleyman Bey'in ölümünden sonra Sinop'tan ibaret olan Candaroğlu topraklarına İsfendiyar Bey hükümdar oldu. Yıldırım Beyazıt'ın 1402'de Ankara yenilgisinden sonra Candaroğulları'nın eski topraklarının yanı sıra Kastamonu, Çankırı ve Kalecik de Timur tarafından İsfendiyaroğlu yönetimine bırakıldı. I. Mehmet Devri'nde İsfendiyar Bey'in oğlu Kasım, Kastamonu ve çevresinin kendisine verilmesi için Osmanlı Padişahının yardımını istedi. İsfendiyar Bey Sinop'a çekilerek topraklarını Osmanlılara bıraktı. I. Mehmet, bu toprakların yönetimini Kasım Bey'e verdi. II. Murat ise 1425 yılında İsfendiyar Bey'in oğulları ile kız kardeşlerini evlendirerek İsfendiyaroğlu mirası üzerinde kuvvetli haklar elde etti. Bu sırada İbrahim Bey ile Selçuk Hatun, Kasım Bey ile de Sultan Hatun evlenmişlerdir. Mezar kitabesine göre H. 842/1439 yılında ölen İsfendiyar Bey'in yerine II. İbrahim Bey geçti. H.847/1443 yılına kadar tahtta kalan İbrahim Bey mezar kitabesine göre Sinop'ta ölmüştür. Yerine geçen oğlu İsmail Bey İstanbul'un Osmanlılar tarafından muharasına ordu ile katılmak zorunda kalmıştır. Özellikle ipek yolu üzerinde bulunan İsfendiyaroğulları ülkesini ele geçirmek ve böylece batı seferiyle uğraşırken tüm kuzey Anadolu'daki beylik ve devletleri fethetmek isteyen Fatih Sultan Mehmet'in ilk hedefi Sinop oldu. Fatih Sultan Mehmet Kastamonu'ya gelerek ordugahını kurdu ve Mahmut Paşa'yı Sinop'a gönderdi. Bu sırada donanma da Sinop Limanı'na girdi. Sinop karadan ve denizden kuşatıldı. Mahmut Paşa İsmail Bey'e bir mektup göndererek kaleyi teslim ettiği takdirde kendisine Anadolu'da istediği yerin yurtluk olarak verileceğini bildirdi. Teklifi kabul eden İsmail Bey 1461 Mayıs ayında şehri Osmanlılara teslim etti. Daha sonra İsmail Bey'in Anadolu'da kalması mahsurlu görülerek Filibe'de dirlik verildi. İsmail Bey burada 1479 yılında öldü. Candaroğlu Beyliği döneminden önemli bir belge, 1331-32 kışında I. Süleyman Bey'in hükümdarlığı sırasında büyük İslam seyyahı İbn-i Batutan'ın şehre geldiğinde aldığı gözlemlerdir. Burası kalabalık bir şehir olup, savunma bakımından iyi imkanlara sahiptir. Şehrin doğu tarafı hariç her tarafı denizle çevrilidir. Şehrin tek kapısı vardır o da doğudadır. Belde hakiminin izni olmadan kimse oradan içeri giremez. En çok üzüm ve incir yetişir. Sinop Camii en güzel camilerinden biridir. Sinop Candaroğlu idaresinde iken şehri gören Clavijo ve Pero Tafur'un verdikleri bilgiler genel mahiyette kalır. Osmanlı Dönemi Sinop'un fethi ile İsfendiyar tersanesi de Osmanlılar'a geçti ve burası Gelibolu ile devletin başlıca üslerinden biri oldu. İdari bakımdan Kastamonu sancağına bağlanan Sinop, Kırım ve Karadeniz'e yapılan seferlerde üs hizmetini gördü. Osmanlı yönetiminde Sinop, XVI. Yüzyılda Celali ve Suhte ayaklanmaları sırasında zorluklarla karşılaştı. 1614'de Kazaklar Sinop'a saldırdı. Karadeniz muhafızı İbrahim Paşa baskınla Kazaklar'ı bozguna uğrattı. Sinop'a yönelik kazak saldırıları ancak IV. Murat döneminde durdurulabildi. XVIII. Yüzyıl sonlarında Rusların Kırım'ı işgalleri sırasında Sinop'ta tersanenin yoğun olarak gemi yapımında çalıştığını Osmanlı arşivlerinden öğrenmekteyiz. II. Mahmut devrinin ilk yıllarında tüm imparatorlukta olduğu gibi ayanların güçlenmesi nedeniyle ortaya çıkan isyanları devleti güçlükle önlediği anlaşılır. 1827 - 1828 Osmanlı-Rus savaşlarında Sinop kalesine asker gönderilmiş, Sinop ayanı Kavizade Hüseyin Bey kale muhafızı olarak atanmıştır. 1853 yılında Rus donanması tarafından yapılan Sinop baskını Osmanlı Devleti ve müttefikleri ile Rusya arasında Kırım savaşının başlamasına neden olmuş, bu da Sinop'un gelişmesinde dönüm noktası olmuştur. Sinop baskını nedeniyle gerçekleşen Kırım savaşı sonrasında Sinop sancağına Kafkaslardan muhacir geldiği de bilinir. Bu savaştan sonra imzalanan Paris Anlaşmasına göre tarafsız bölge haline getirilen Karadeniz'de Osmanlı Devleti ve Rusya ne tersane ne de donanma bulundurmayacaklardı. İki devlette kıyılarda güvenliğin korunması gerekli olduğundan savaş gemilerinin sayısını aralarında özel bir anlaşmayla kararlaştıracaklardı. Bu anlaşmadan sonra Sinop'ta ufak çapta da olsa tersane faaliyetinin olduğu anlaşılmaktadır. Bu baskından ve savaştan sonra askeri bir tersane şehri olmaktan çıkan Sinop, II. Abdülhamit döneminde suçluların alıkonulduğu iç kaledeki hapishanesiyle ünlenmiştir. 93 Harbi sırasında Sinop Limanı'nın tahkim edildiği ve gece girişinin yasaklandığı bilinir. Osmanlı Dönemi'nde Sinop'ta Nüfus ve Ekonomik Yaşam Şehrin Osmanlı sistemi içinde asıl önemi ticari ve askeri gemi yapımından ve kerestecilikten ileri gelmiştir. XVII. Yüzyıl ortalarında Sinop'un kale içinde ve dışında 24 mahallesi vardı. Hıristiyan mahalleleri deniz kıyısında bulunurdu. Bir bölümü kale onarımıyla görevli olduklarından haraç vermezdi. 1582 de 3000-5000 arasında olduğu tahmin edilen kent nüfusu, 1783 de 15000 e kadar yükselmiştir. Sinop kentinin ekonomik açıdan tarih boyunca ve özellikle XII. Yüzyılda zayıf olmasının başlıca nedeni bir liman kenti olan Sinop'un arkasındaki yüksek dağ sıralarının karayolu ulaşımını engellemesi olmuştur. Kereste üretimi de orman tahribatı nedeniyle Ayancık'a kaymıştır. Ayrıca şehri tümüyle harap eden büyük yangınların şehrin gelişimini engellediği görülmüştür. Bu yangınlar içinde 1917 ve 1946 yangınları önemlidir. SİNOP İLÇELERİ

Ayancık Tarihi : Ayancık ve çevresinin tarihi; yazılı kaynak, söylence ve yakıştırmalara göre: Ayancık ve çevresinde yaşayan ilk kavimler Pafloganyalılar, Amazonlar, Akarlar ve Dor'lardır. İlk çağda Paflagonya, Batı Karadeniz bölümünde Britanya, Pontusye, Galatya arasında kalan yerdir. Paflagonyalılar bu bölgede bilinen ilk yerli halktır. M.Ö.1200 yıllarına kadar Etiler'e bağlı, onların korumaları altında yaşamışlardır. Ayancık ve çevresi 11. yüzyıl sonlarında ilk kez Danişmentoğulları'nın egemenliğine girmiştir. Bölge 1204'te Anadolu Selçukluları'nın , 1259'da Pervaneoğulları'nın , 1292'de Candaroğulları'nın eline geçmiştir. 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet, Trabzon seferine giderken Sinop ve çevresini kesin olarak Osmanlı Devleti'ne bağlamıştır. Tanzimat devrine kadar, Ayancık ve çevresi Kastamonu'ya bağlı dört kadılıktan birinin yönetim alanı içinde kalmıştır. Tanzimat ile başlayan , daha sonra devam eden yenileşme hareketleri sırasında Ayancık ve çevresinde ( Sancak-kaza ) ilçe yönetimi kurulması düşünülmüş, ilçe merkezi olarak da Ayandon kabul edilmiştir. Ayancık ve Ayancık Çayının doğusundaki köylere egemen olan Şükrü oğulları 1860 lı yıllarda Çaylıoğulları ile de anlaşarak ilçe merkezinin Ayancık'a taşınmasını kendi çıkarları için uygun görmüşler ve 1860'lı yıllarda bir değirmen, birkaç önemsiz yapıdan oluşmuş küçük bir yerleşim yeri olan Ayancık, zaman içinde Kaymakamlık ve Askerlik Şubesi gibi resmi kurumların ve birçok konut ve ticaret yapılarının kurulması ile hızla gelişmiştir. Alman ve Belçika sermayeli kereste fabrikasının 1929 yılında işletilmeye başlanması, bölge ekonomisi ve sosyal hayatında dönüm noktası olmuştur Akgöl : Ayancık ilçesinin güneyinde Ayancık-Kastamonu yolunun 31.km'sinde, yoldan 5km içeride bulunan Akgöl, 1200 metre yüksekliktedir. Etraftaki sık köknar ormanları içinden akan iki çayın birleşerek oluşturduğu göl ortalama 3 dönümlük alanı kaplamaktadır. Gölün yanında orman işletmesine ait bir tesis bulunmaktadır. Günü birlik piknik için uygun olan göl civarındaki orman içlerinde piknik masaları ve ızgara yerleri bulunmaktadır. Gölde tekne ile gezinti yapılabilir. Çevre ormanlarda yaban domuzu, ayı, kurt, çakal ve tavşan gibi av hayvanları mevcuttur. Akgöl'e ulaşmak için inilen 5km lik yol stabilize olup buradan da İnaltı bölgesine dogru yol devam etmektedir. Bu yol üzerinde bulunan Alabalik Tesisleri, İnaltı Mağarası; safari ve yürüyüşler için de müsaittir. Kış mevsiminin uzun geçtigi bölgede küçük kayak pistleri, yayla , av ve dağ turizmine yönelik tesisler yapılmasına uygun yerler mevcuttur İnaltı Mağarası : İnaltı Köyü köyün hemen arka yamacında bulunan mağara ile ünlenmiştir. Mağaranın oldukça büyük olan ağzı köyden görülebilmektedir. Yaklaşık 500 metrelik bir tırmanıştan sonra mağaraya ulaşılmaktadır. Mağaranın aydınlatılması ve çevre düzenlemesi yapılarak ziyaretçilerin hizmetine sunulmuştur. Civarında Kanyon, Akgöl, Karlık Yaylası ve Düdeni gibi doğal güzelliklerin de bulunması mağaranın önemini daha da arttırmaktadır. Mağaranın M.Ö ermeniler tarafından yerleşim yeri olarak kullanıldığı sanılmaktadır bu yüzden mağaraya altın aramak için gelenler olmuştur mağaranın uzunluğu tam olarak bilinmemektedir.

Boyabat Tarihi : İlçenin M.Ö. 600 yıllarında kurulduğu sanılmaktadır. Şehrin eski adı Germanikopolis'tir. İlçeyi ilk kuranların Gaşkalar olduğu tahmin edilmektedir. Boyabat, boy ve abat kelimelerinden meydana gelmiştir. Boy, uzunluk ya da kabile, soy, aşiret; abat, mağrur, imar edilmiş anlamına gelmektedir. Bir başka söylentiye göre de "uzun ova" anlamı verilir. Boyabat sırasıyla Gaşka, Hitit, Paflagonya, Lidya, Pers, Makedonya, Roma, Bizans egemenliklerine girmiştir. Boyabat yöresi Danişment hükümdarı Gümüş Tegin tarafından Türk İdaresine katılmış, Selçuklu, Candaroğulları dönemlerinden sonra nihayet 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı hakimiyetine girmiştir. İlçe, Osmanlı zamanında Kastamonu Sancağına bağlı bir kadılıktır. Tanzimat devrinde Boyabat nahiyeye çevrilmiş, 1868 yılında da kaza yapılmıştır. İlçede Osmanlı Devleti'nden kalma birçok eser vardır. Akmescit Camii, şu anda harebe halinde olan Çay Mahallesindeki Medrese, Daylı Türbesi, AşıklıTekke Türbesi, Büyük Cami, Bekir Paşa Su Kanalı vs. İlçe Cumhuriyet döneminde Sinop iline bağlı bir ilçe olurken gelişmesini de hızla sürdürmektedir. Boyabat Kalesi M.Ö. 600'lü yıllarda yapılmıştır. Sonraki dönemlerde onarımlarla bugüne kadar gelmiş, görkemli bir yapıdır. İl merkezini batısında, bir tarafı Gazidere Çayı, diğer tarafı şehir ile birleşmektedir. Sur kapısından girildiğinde iç kaleye ulaşılır. İç kalenin batısında sarp kayalık, girilmesi imkansız bir doğal kesitlik bulunmaktadır. İç kaleden su almak için Gazideresi Çayı'na bir yol bulunmaktadır. Halk bu kaya tünele "cirabazan" demektedir. Tünelde toplam 252 basamak bulunmaktadır. Salar Köyü Kaya Mezarı M.Ö. 7. yy. ortalarında Paflagonyalılar tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Mezardaki hayvan figürleri oldukça değerlidir. Ambar Kaya Mezarı Göknük Ören Köyü'nün batısında 2km uzaklıkta Kayaaltı Deresi kenarındadır. Yaylalar Boyabatta karadenizin bir çok yerinde olduğu gibi yayla turzimine uygundur Boyalı , Çerkeş ve daha bir çok köyünün yaylarında kamp kurulabilir Bu yaylalarda doğal olarak akan buz gibi sular vardır Kale Bağı ve Topalçam Kale bağı şehir merkezinde kalenin alt tarafında bulunan bölgedir burası mesire yeri olarakta kullanılır alanda çeşitli tesisler vardır birde ırmak akıyor ama adını bilemiyoruz. Boyabatta deniz olmadığı için burda iki adet havuz bulunmaktadır..Görülmeye değer bir yerdir.Topalçam şehir girişinde bulunan Ormanlık alandır burası çok güzel bir mesire yeri ve piknik yeri olarak kullanılabilir alanın en ucunda bir tesis vardır burdan güzel Boyabat'ın karayoluna bakan tarafında bulunan ovalar ve dağları görebilirsiniz tavsie edilir.

Dikmen Tarihi : İlçenin asıl yerleşim yeri olarak ilçenin 3 km. doğusundaki Eski Cuma görülmektedir. Dikmen'in de içinde bulunduğu bölgeye M.Ö.1200-1546 yılları arasında Paflagonyalı'lar hakim olmuştur, fakat onlar hakkında fazla bilgi yoktur. İskender İmparatorluğu M.Ö. 336-323 yılları arasında bu bölgeye hakim olmuşlardır. M.Ö. I.yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğunun egemenliğine girmiştir. 395 yılından itibaren de Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasıyla Bizans olarak bildiğimiz Doğu Roma İmparatorluğu bu bölgeye hakim olmuştur. Anadolu Selçuklu sultanlarından I.İzzettin Keykavus, Sinop ile birlikte Dikmen'in de içinde bulunduğu bölgeyi 1211 tarihinde hakimiyeti altına aldığı ihtimali vardır. Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra 1277-1322 yılları arasında Pervaneoğulları Sinop ve diğer ilçeleriyle bu bölgeye hakim olmuşlardır. Pervaneoğullarının toprakları 1322'de Candaroğullarına geçmiştir. Çevikli köyünde "CENDER MEZARI" denilen mezarın Candaroğullarından olduğu bilinir. Sinop ve Dikmen'i içine alan bölgeler 1461 'de Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Kurtuluş savaşından önce işgale maruz kaldığı söylenemez. Ayrıca çevrede yaşayan insanlardan edinilen bilgilere göre Saray köyünde Söğütlü adı verilen bir göl vardır. O gölün yakınında Orta Çağ dan kalma bir saray vardı. Bu sarayın kimlerden kaldığı bilinmemektedir. Zamanla bakımı ve tadilatı yapılmadığından günümüzde kalıntısı bile kalmamıştır. Yine tarihi bir eser olarak bilinen Kerim köyü Eski Cuma mahallesindeki camiyi gösterebiliriz. Caminin yapılış tarihi bilinmemektedir. Ancak çevresindeki mezar kalıntılarının 1690 yılına ait olduğu sanılmaktadır. İlçemiz Kerim, Göllü ve Görümcek köylerinde bulunan asırlık mabet yerleri ve camiler ilçemizin çok eski bir yerleşim yeri olduğunun kanıtıdır. Ayrıca, Akçakese köyü altında mevcut büyük bir tümseğin tesadüfen kazılması sırasında oda oda büyük bir bina kalıntısının ortaya çıkması (1690) bir devlet kuruluşunun kanıtı olmuştur. Bu mevkiye KOLAZI denirdi. Halbuki askeri alay anlamına gelen Kolağası binası olduğu anlaşılmıştır. Eldeki mevcut bilgilere göre 1908 yıllarında Gerze 'nin bucak, Saray köyünün kaza olduğu şüphesizdir.(Kaynak; mevcut tapu senetleri) 1890 yıllarında şimdiki Dikmen ilçesi içerisinde yer alan Üçpınar, Göllü ve Yaykın köylerinde İlkokul mevcut olduğu ve Ali Efendi 'nin (Mırıkoğlu) Üçpınar İlkokulunda öğretmenlik yaptığı ve köyün % 75 'inin okur-yazar olduğu bilinmektedir. Bu bilgiler ışığında Candaroğulları'nın Sinop'ta hüküm sürdüğü yıllarda Gerze'den hiç bahsedilmediği, o devirlerde Saray kazasının yerleşim yeri olduğu anlaşılmaktadır. İlçemiz yakın tarihini ise, 1935 yılında nahiye olarak teşkilatlandırılması, 1957 yılında içinde tüm kuruluşların bulunduğu Teşkilat-ı Nahiye haline gelmesi ve bundan 33 yıl sonra 20.05.1990 gün ve 20593 sayılı Resmi Gazete de yayınlanarak yürürlüğe giren 3644 nolu Kanun Hükmünde Kararname gereğince Kırçal, Dumanlı, Çorak köylerinin birleşmesi ile İlçe hüvviyetine kavuşmuştur. 30 Ağustos 1991 tarihinde fiilen ilçe olarak faaliyete geçmiştir diye özetleyebiliriz. İlçemiz Dikmen çam ormanları arasında kurulmuş küçük bir yerleşim yeridir. Bu yapısıyla son zamanlarda değeri giderek artan yayla turizmciliğine açık ve elverişli bir yerdir. Göktepe ve Kiraz dağlarında Kuzfındık, Omurlu, Üçpınar, Yaykın köyü civarında Ayvalan yaylaları gibi doğa harikası yaylaları mevcuttut. Ancak bölgemizde herhangi bir turizm yatırımı bulunmamaktadır. İlçe merkezinde ve Saray ve Serbest köylerinde her yıl Temmuz ayının 3.Haftasında Karakucak Güreşleri düzenlenmektedir. Ayrıca 1965 yılından buyana Eylül ayın içinde hayvan ve emtia panayırı kurulmaktadır.

Durağan Tarihi : Durağan'ın uzun bir geçmişi olup, tarihi yönünden epeyce eskidir.Eski İstanbul, Amasya, Diyarbakır, Trabzon ve Çorum yolları buradan geçerdi.Eski çağlarda bugünkü modern limanlar olmadığından, tabi limanlar gemilere sığınak olurdu.Bu yüzden Sinop'un tabii limanına giden yollar, Durağan-Boyabat üzerinden geçerdi. Sinop'u Anadolu'nun iç kısımlarına bağlayan yolların ilçeden geçmesi, Durağan'ın önemini artırmış ve tarihi bir kasaba durumuna getirmiştir.İlçe adının kasabada bulunan bir handan almaktadır.Kasabanın ilk kurulduğu yer , ilçenin 5 Km kuzeyinde "Sakızören" denen yerdir. Burada bulunan kaynak suyun yanında bir süre kalınmış, kaynak suyun kuruması ile halk Gökırmak'ın kıyısına inerek bugünkü yerine yerleşmiştir.Bu yer değişikliğin önemli diğer sebepleri de, halkın yol kenarına ve Han' ın yanına yerleşme istekleridir.(1) Han, 1265 yılında Pervane oğulları zamanında, pervane Muiüddin Süleyman tarafından yaptırılmıştır.(2) Han, uğrak ve durak (dinlenme) yeri olarak kullanılmıştır. Bu durum yıllarca sürmüş, yolcu ve halk dilinde buna hana DURAKHAN denilmiştir.Böylece yeni kasabanın adı, bu hana izafeten DURAKHAN , zaman içinde halk dilinde DURAĞAN şeklini alarak resmi kayıtlara geçmiştir. Han (Kervansaray) , Durağan kasabası içinde eski camii (İsmail Bey Cami-i) yanındadır.Kitabesi caminin ön cephesinde duvara raptedilmiş iken, 1989 yılında başlanan ve 1992 yılında tamamlanan Durakhan' ın restore çalışmaları sırasında bu kitabe İsmail Bey Camiinden alınarak hanın giriş kapısı üzerine yerleştirilmiştir. Selçuklu ordularının buraya karargah kurmaları ve çevre savaşları ile ilgili hazırlık yapmaları buranın önemini artırmıştır. Terelek Kaya Mezarları Köklen Köyü Kemerbahçe Mahallesi sınırları içinde bulunmaktadır. Çok yüksek bir yerde olup, bulunduğu Gökırmak Vadisi'ne hakimdir. Bu yapının, bazı kaynaklarda Hititlere bazılarında ise Paflagonyalılar'a ait olduğu belirtilmektedir. Mezarın MÖ. 7. yy.da yapıldığı sanılmaktadır. Ambar Kaya Mezarı : Durağan-Vezirköprü karayolu üzerinde Karadeğin Köyü yakınında olup, ilçe merkezine 5 km. mesafededir. M.Ö.6.yy. da yapıldığı sanılmaktadır. İsmail Bey Camii Kentin en büyük ve en eski camiidir. Osmanlılar zamanında 1867 yılında yapılan cami Durağan Kervansarayı'nın hemen yanındadır. 1943 yılında depremden zarar görmüş ve adı İsmail olan bir usta tarafından onarılmıştır. Bu tarihten sonra cami, İsmail Bey Camii diye anılmıştır. Caminin kapısı, minberi ve kürsüsü ağaç kabartma ve oyma tekniğiyle yapılmış ve çok süslüdür. Durakhan (Kervansaray): Sinop ili Durağan ilçesinde, İsmail Bey Camisi’nin (Eski Cami) yanında bulunan Durakhan kitabesinden öğrenildiğine göre, Selçuklu veziri Müinüddin Süleyman Pervane tarafından 1246 yılında yaptırılmıştır. İç Anadolu ile Karadeniz bölgeleri arasındaki ticaret yolu üzerindeki han, yöre halkı ve yolcular tarafından Durakhan olarak anılmıştır. Bu nedenle de bulunduğu ilçenin adı Durakhan olmuş, zamanla halk dilinde Durakhan Durağan’a dönüşmüştür. Hanın kitabesi yerinden düştükten sonra korunması için İsmail Ağa Camisi’nin duvarına konulmuştur. Bu kitabeden Bekir Başoğlu Boyabat isimli kitabında söz ermektedir. Kitabe: ”Emre bi imareti hazin - i Han İl menrure fi eyyami Devlet -iz Sultan. El a'zam Şehinşah ile muazzam itibar üd-dünya ve'ddin Ebül Fatih Teyhüsrev. El isfehar i-muazzam Melik-i Mülük İl-Ümera vel-vüzera emin üd Devleti ve'ddin avn ül-islam. Perdvenetü A'zam Süleyman ibnü Ali a'lellahü şenehü nazara ehell ül abdi aakarühüm güher başübnü Abdillahfi zilhicce sene erbaun , sittine ve sittemiye.” Arapça olarak yazılmış olan bu kitabenin mealen anlamını Bekir Başoğlu şöyle açıklamıştır: “İslam’ın ve Müslümanların dinin ve devletin yardımcısı vezir, emir ve meliklerin meliki dünyanın ve dinin itibarı Fatih'ler babası Ulu Sultan Keyhüsrev'in emriyle bu Kervansarayı h.644 (1246) yılında büyük Pervane Süleyman bin Ali yaptırmıştır. İnşaatı kulların fakiri Kühürbaş Bin Abdullah nezaret etmiştir.” Han moloz taş ve kesme taştan kireç harçlı olarak yapılmıştır. Dikdörtgen planlı han 22.50x14.00 m. ölçüsünde bir iç avlusu bunun çevresinde de 13 odadan, aşevi, hamam ve mescitten meydana gelmiştir. Selçuklu sanatının özelliklerini yansıtan han, açık avlulu han örneklerindendir. Hanın girişi üzerinde geometrik bezemeler ve kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabe İsmail Bey Camisi’nin duvarına sonradan konulmuş ve hanın 1989-1992 yılları arasında restorasyonun yapıldığı sırada da bu kitabe tekrar eski yerine konulmuştur. Girişin iki yanında diğer han odalarından farklı iki oda bulunmaktadır. Bu odalar hanın güvenliğini sağlayanlar ile hana girişi kontrol edenlere aitti. Avludaki han odaları ve arkasına yaslandığı hanın duvarları oldukça kalındır. Aynı zamanda buraya içerisinin aydınlatılması ve havalandırılması için mazgal pencereler açılmıştır. Hücreler beşik tonoz örtülüdür. Bunlardan ilk bölümdeki odalar hana konaklamak için gelenlerin dinlendikleri yerlerdir. İkinci bölüm hanın sağ tarafında yer alır. Bu bölümün ne amaçla kullanıldığı kesinlik kazanamamakla beraber ibadethane olarak kullanıldığı da iddia edilmiştir. Durakhan döneminin en sağlıklı işlevi olan yapılarından birisidir. Sağdaki bölümde hanın hamamı, mutfağı da bulunmaktadır. Bu hamamdan yalnızca bir duvar kalıntısı günümüze gelebilmiştir.

Erfelek Tarihi : Erfelek, Karasu Çayı ile İşkembe Çayı'nın (Kınık Deresi) birleştiği yerde kurulmuş, Sinop'a bağlı bir ilçe merkezidir. Bugüne kadar sıra ile Cumayanı, Salavat, Karasu, Erfelek isimlerini almıştır. MÖ45 yıllarında Sinop'a 18 mil mesafeden su getirildiği, muazzam su yollarının yapıldığı yazılıdır. Bu su yollarının Erfelek'in Hasandere Köyü'nden geçtiği kalıntılardan anlaşılmaktadır. Erfelek İlçe Merkezi'nde önemli tarihi kalıntılar ve tarihi yerler yoktur. Köylerinde; Abdurrahmanpaşa'da "Uzun Türbe", Tekke'de "Sarı Tekke", Balıfakı'da "Fakı Türbesi", Sorkun'da "Halil Türbesi", Akçaçam'da "Aşık Hasan Türbesi", Kızılcaelma'da "Çile Türbesi", Yeniköy'de "Akpınar ve Kanlı Türbe" gibi türbeler mevcuttur. Uzun türbe ve Sari Tekke'de yılın belli günlerinde dualar yapılır ve pazar yerleri kurulur. Akçaçam'daki Aşık Hasan Türbesi'nde Sinop'ta yatırı bulunan Seyit Bilal Hazretleri'nin kardeşinin yattığı rivayet edilmektedir. Karasu'da ticaretin günden güne canlılık kazanması, kentin büyümesi, çevredeki ihtiyaçların çoğalması, idari iş ve ihtiyaçların gelişip güçlenmesiyle 01/04/1960'da ilçe olarak, adı da Erfelek diye değiştirilmiştir. Bu isim, kasabanın Güney Batısı'nda Kazmasökü civarında bulunan Erfelek ormanlarına izafeten verilmiştir. Erfelek ilçe olduktan sonra süratle gelişmiştir. 1977 yılı itibariyle, ilçenin tüm köylerine yaz aylarında taşıtların gidebileceği yollar yaptırılmıştır. 1988 yılı Kasım ayı itibariyle de ilçenin tüm köyleri ulusal elektrik şebekesine kavuşmuştur. Erfelek Şelaleleri : Eşsiz güzelliklere sahip, Karadeniz Bölgesinin yeşillik ve manzara açısından şanslı bir ilçesi olan Erfelek, son zamanlarda doğa ve dağ turizmi amacıyla düzenlenen Karadeniz turlarına dahil edilmeye başlanmıştır. İlçenin görülmeye değer ilginç doğal güzelliklerinden biri de "Tatlıca Şelaleleri"dir. Tatlıca Şelaleleri, yeşilin her türlü tonu, buz gibi soğuk suyu ve alabalıklarıyla, irili ufaklı 28 şelaleden oluşan, eşsiz güzellikte bir doğa harikasıdır. Bu şelaleler son yıllarda büyük bir ziyaretçi akınına uğramaktadır. Söz konusu şelaleler kademeli olarak birbirinin ardı sıra yukarıya doğru yükselmekte olup şelalelerin hepsini görüp tanımak için zorlu bir tırmanma gerekmektedir. Bu nedenle mevcut doğal halini zedelemeden bir tırmanma şeridinin yapılması gerekmektedir. Hasandere Şelalesi : Erfelek’in 4 kilometre doğusunda, Hasandere köyünün içinden geçen dere üzerinde bulunuyor. Kaçkar Yaylası : Merkezin güneyine 8 kilometre uzaklıktaki DomuzDağı ormanlarının zirvesinde, 1100 metrede yer alıyor. Yaylanın etrafı köknar, çam ve kayın ağaçlarıyla çevrili. Hacıbey Yaylası : Erfelek’in 20 kilometre güneydoğusunda, 1250 metre yüksekte Ormantepe köyünün sırtlarında bulunuyor. Gübegüneyi Yaylası : İlçenin güneybatısında, merkeze 10 kilometre mesafede, 1050 metre yükseklikteki yayla yöre halkı tarafında mera olarak kullanılıyor. Karaoğlu Köyü : Şair Ahmet Muhip Dıranas’ın kestane ve kayın ağaçlarından yaptırdığı ev bu köyde. Kestane ağaçlarının yoğunluğuyla tanınan köy, Erfelek’in sahil kesiminde, merkeze 4 kilometre mesafede yer alıyor.

Gerze Tarihi : Karadeniz Bölgesi'nin gezmeye görmeye değer, tarihi ve tabiat güzellikleri ile dolu olan Gerze ilçesi, antik çağlardan bu yana toplumlar tarafından yerleşme ve barınak yeri olarak seçilmiştir. MÖ. 1400 yıllarında Gaşgalılar (Gasgaslar) tarafından küçük bir köy olarak kurulan şirin sahil ilçesi Gerze, daha sonra Paflagonya Devleti'nin eline geçmiş, sırasıyla da Hitit, Frig, Kimmer, Lidya, Pers, Büyük İskender, Roma ve Bizans İmparatorluklarının egemenliğine girmiştir. 1214 yılında I.İzzettin Keykavus zamanında Selçuklu Devleti'nin hakimiyetine giren Gerze, bir ara Trabzon Rum İmparatorluğu'nun eline geçmiş, 1459 yılında da Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanmıştır. Kayıtlardan ilçenin eski adının Zagora, Gürzühatun, Savetova, Argibete olduğu anlaşılmaktadır, bilindiği üzere Paflagonyalılar Kızılırmak'ın batı yöresine mızraklılar ülkesi anlamına gelen Gezonolit adını vermişlerdir. Gerze adının buradan geldiği sanılmaktadır. 13 Şubat 1956 yılında büyük bir yangın felaketi geçiren ilçe devlet tarafından yeniden imar edilerek modern bir ilçe haline getirilmiştir. Çeçe Sultan Türbesi : İlçemize 15 km uzaklıkta Çeçe Köyü'nde bulunan Çeçe Sultan Türbesi, yıllardan bu yana ilçeyi ziyaret edenlerin büyük bir arzuyla görmek istedikleri, dileklerde bulundukları bir ziyaret yeridir. Yapılan araştırmalara göre ,Çeçe Sultan'ın asıl adının Seyyid Muhammed olduğu, Horasan'da yaşadığı, babasının adının Seyyid Abdullah olup, 12 İmamdan Musa Kasım'ın torunu olduğu sanılmaktadır. Yine araştırmalara göre MS.. 1071 yılında Büyük Selçukluların Malazgirt Savaşı'ndan sonra İslam Dini'ni yaymak amacıyla Çeçe Sultan'ın bir grup mücahitle birlikte Anadolu 'ya akınlar düzenlediği anlaşılmaktadır.Öyle ki, türbesinde bulunan kılıç ve sancak da bunu kanıtlamaktadır.Çeçe Sultan Türbesi'nin nasıl ve ne zaman yapıldığı hakkında kesin bir bilgi yoktur.Yalnız türbe içinde Çeçe Sultan'ın kendi ve çocuklarının tabutu ile eşyaları korunmaktadır. Mimari yapısı yontma ve yığma taşlardan yapılmış ve harcı kurudukça sertleşen bir çeşit kum ve kireç karışımı olan Çeçe Sultan Türbesi'nin kapısında tarihi bir geyik boynuzu ile anlamı henüz çözülememiş dekoratif yazılar bulunmaktadır. Türbenin önünde yıllar öncesinden günümüze kadar bağlanmış renk renk çullar içinde saçların bulunduğu bir ''Dilek Ağacı'' ile silindir şeklinde bir''Dilek Taşı'' da ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Esma-zade Mustafa Paşa Camii (İskele Camii): Caminin yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1704 yılında onarım gördüğü bilinir. Günümüzde İskele Camii diye bilinen bu yapı taş yığma olarak yapılmış, ahşapla örülmüştür. Yangın Evleri: Gerze 1956'da geçirdiği büyük yangın sonrası modern bir çehreye bürünmüştür. Yangın evleri; düzenli, planlı ve bahçeli şirin yapısıyla gezenlerin beğenisinikazanmaktadır. Acısu İçmesi : Sinop ili Gerze ilçesine bağlı, Acısu Köyü’nde bulunan Acısu İçmesi, fazla miktarda CO2 içerdiğinden içme suyu olarak da kullanılmaktadır. Suyun sıcaklığı 15 derece civarındadır. Ayrıca içmenin suyu mide rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.

Saraydüzü Tarihi : Boyabat ilçesine bağlı bucak iken 20 Mayıs 1990 gün ve 20523 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 3644 sayılı kanunla kurulan ilçemiz 26/07/1990 tarihinde fiilen faaliyete geçmiştir. İlçe merkezinin kurulu bulunduğu yerleşim yerinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Bucak merkezi iken Kızıloğlan adı daha sonra 1954 yılında Saraydüzü olarak değiştirilmiştir. Saraydüzü ilçesi engebesiz, düz bir arazi üzerine kurulmuştur. İlçenin köylerinde ve Vezirköprü yönlerinde tarihi eserlere rastlanılmaktadır. Saraydüzü ilçemiz yeni kurulduğu için tarihi değerleri yok denilecek kadar azdır 1992 yılında açılan İlçe Halk Kütüphanesi mevcuttur. Halkın giyim ve kültür yapısı yöresel bir özellik taşımaktadır. İlçe folklorik yönden zengin olup, okullar bünyesinde bir adet folklor ekibi bulunmaktadır. Yukarıarım, Soğuksu : İlçemize 12 Km. uzaklıkta olup, ilçe merkezinden hareket edilerek, Bahşaşlı Köyü Zeyve Mahallesi ve Arım Köyü' nden geçilerek ulaşılabilmektedir. Göktepe, Cumasuyu : İlçemizin güneyinde 15 Km. uzaklıkta olup, Çorman, Bahçeköy, Aşağıakpınar, Hanoğlu ve Göynükören Köylerinden geçilerek ulaşılmaktadır. Aksu Yaylası : İlçemizin güneyinde 13 Km. uzaklıkta olup, Çorman, Bahçeköy, Aşağıakpınar, Hanoğlu ve Göynükören Köylerinden geçilerek ulaşılmaktadır Tarihi Ve Turistik Yerler İle Ulaşımı : İlçemiz ve çevresi henüz incelenmemiş, kazılar yapılmamış olduğundan tarihi zenginliği henüz ortaya çıkmamıştır. Sadece Kastamonu Etnografya Müzesi'nden gelen elemanlarca ilçemiz Enbiyeli mahallesinde bulunan Bayram Tepesinde yapılan basit kazıda aslan ve su sarnıçlarına rastlanmış, bunun yanında bazı tarihi küçük yapılar bulunmuştur. Arım Köyü' ndeki Kaya mezarlarına kayadan akan su ve su yolu, zindan gibi yerler henüz incelenmemiştir.

Türkeli Tarihi : Anadolu'nun Türkleşmesinden sonra bu coğrafyanın tamamının Türk kültür unsurlarıyla donatıldığını görmekteyiz. Özellikle Kuzey Anadolu Bölgesinin dolayısıyla Sinop ve çevresinin Türk fetihlerinden sonra ebedi yurt haline geldiği görülür. Bu bölge fetih edildikten sonra bir daha Türklerin elinden çıkmamış, düşman işgali yaşamamış nadide yurt köşelerinden biridir. Sinop ve çevresi tetkik edildiğinde karşımıza çıkan hanlar, hamamlar, medreseler, kervansaraylar, mescitler, imarethaneler, camiler, tekkeler bizim bu iddialarımızı doğrular niteliktedir. Sinop, Karadeniz'in önemli bir ticaret limanı olması nedeniyle tarihin değişik dönemlerinde ticaretle uğraşan devletlerin uğrak yeri olmuştur. Anadolu'nun Karadeniz'e açılan önemli ticaret yollarında biri olan Sinop; Sultan I. İzzettin Keykavus tarafından fethedilmiş (1214) yapılan yeni teşkilat ve tayinlerle kısa zamanda bir Türk ve Müslüman beldesi haline getirilmiştir. İlçenin tarihi ile ilgili yaptığımız araştırmalarda çok net bilgilere ve yazılı kaynaklara ulaşılamadı. İlçenin adı ve tarihi ile ilgili belli bir kaynağa dayanmayan iki farklı görüş tespit edildi. Kısmen birbirine benzeyen bu görüşten ilkine göre ilçe merkezi, yerleşim yeri olarak yüzyıla yakın bir geçmişe sahiptir. İlçe önce Rum Pontuslular'ın sonra Selçukluların daha sonra İsfendiyaroğulları Beyliği'nin ve 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet'in Sinop'u almasıyla Osmanlı yönetimine geçmiştir. İlk kurulduğu zamanki adı Yarna'dır. Daha sonra sahilde bir gemi kalıntısına istinaden Gemiyanı adı verilmiştir. Daha sonra Türklerin ormanlık alana yerleşmeleri ile Türklerin Yerleşim Yeri anlamına gelen TÜRKELİ adını almıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Ayancık ilçesine bağlı olan Türkeli 01.05.1957 yılında ilçe olmuştur. İkinci görüşe göre; düşman saldırılarına karşı koyan Türk yerleşim birimlerinden birisi olduğu için Cumhuriyet döneminde şimdiki TÜRKELİ adı verildi. Somut verilere dayanmamakla birlikte ilçenin çok uzak bir geçmişe sahip olmadığını düşünmekteyiz. Her ne kadar köylerden aldığımız duyumlara göre yerleşim yeri kalıntıları bulunmaktaysa da ilçe merkezinde yaptığımız gezide bir çok eski yerleşim yerinde rastlanan eski binaların olmayışı da yerleşmenin yeni olduğuna bizi iten bir başka olgudur. Güzelkent Kumsalı : Coğrafi yapı ve tabiat güzelliği ile deniz ve ormanın kucaklaştığı ilçede turizm alanındaki gelişmeler, her yıl artmaktadır. Son yıllarda ulaşımda sağlanan ve sağlanmakta olan düzenlemelerle, turistik tesislerde de ilerlemeler gözlenmektedir. İlçe merkezinde iki adet modern otel vardır. Tabii güzellikleri ile beraber, ilçe merkezinde Gemiyanı Belediye Plajı, doğusunda 5 km. uzaklıktaki Güzelkent sahilleri ince ve temiz kumu ile yine ilçenin batısında 5 km. uzaklıktaki Oymayaka Köyü Güllüsü sahili, deniz banyosu için en güzel köşelerindendir. Zindan Ormanlarında ve bu ormanda yer alan Çatak Yaylalarında yaban hayvan avcılığı yapılmaktadır. Yaz aylarında çok soğuk suları, tertemiz havası ve yeşilin çeşit çeşit cömertliği ile Zindan Ormanları ve Çatak Yaylaları görülmeye, gezilmeye ve piknik yapmaya değerdir. Oymayaka Köyü : İlçeye 5 km uzaklıktaki Oymayaka Köyü Güllüsu sahili, deniz banyosu için en güzel köşelerindendir Kurugöl Yaylası : İlçe merkezinin güneybatısında Kirengediği mevkiinde sahilden 10 km içerde yer alan Kurugöl yaylası, yayvan yapraklı orman dokusuna sahip olup, çevrede açık alanlar mevcuttur. Orman dibi bitki örtüsü sarı, mor ve beyaz renkli orman gülleri ile donatılmıştır.




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
DÖVİZ KURU  
   
Reklam  
   
SAAT-TAKVİM  
   
NAMAZ VAKTİ  
   
HAVA DURUMU  
   
DUYURU PANOSU  
 

DUYURU PANOSU





 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=



ATATÜRK KÖŞESİ. ÇELTİK-PİRİNÇ DİYARI VE TARİHİN YAŞADIĞI KENT BOYABAT/SİNOP SİTESİNE HOŞ GELDİNİZ.