site sağ üst köşeye bayrak ekle ÇELTİK-PİRİNÇ DİYARI VE TARİHİN YAŞADIĞI KENT BOYABAT/SİNOP SİTESİNE HOŞ GELDİNİZ.


Web'te Türkçe


günlük çoğul ziyaretçi



 
ÇELTİK- PİRİNÇ DİYARI VE TARİHİN YAŞADIĞI KENT BOYABAT/SİNOP
ANA MENÜ  
 
ANA SAYFA
  BOYABAT
  BOYABAT TARİHİ
  BOYABAT FOTOĞRAFLARI
  BOYABAT COĞRAFYA DURUMU
  BOYABAT EKONOMİ DURUMU
  BOYABAT SANAYİ DURUMU
  BOYABAT KÖYLERİ
  BOYABAT NÜFUS DURUMU
  BOYABAT EĞİTİM DURUMU
  BOYABAT SAĞLIK DURUMU
  BOYABAT SPOR DURUMU
  BOYABAT YÖRESEL YEMEKLERİ
  BOYABAT ŞİVESİ
  BOYABAT MANİLERİ
  BOYABAT ULAŞIM VE HABERLEŞME DURUMU
  BOYABAT TARİH ESERLERİ
  BOYABAT KALESİ TARİHİ
  BOYABAT KALESİ YERALTI ŞEHRİ
  BOYABAT ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ
  BOYABAT KÖYLER TARİHİ
  BOYABAT EL SANATLARI VE ÇEMBERİ
  BOYABAT TANITIM VİDEOLARI
  BOYABAT DAVUL-ZURNA VİDEOLARI
  TÜRKÜLERİMİZ
  BOYABAT İKLİMİ
  BOYABAT EVLERİ
  SİNOPLU SANATÇILAR VİDEOLARI
  BOYABAT KIŞ FOTOĞRAFLARI
  BOYABAT İSMİNİN KAYNAĞI
  BOYABAT KIRKKIZLAR KAYASI HİKAYESİ
  BOYABAT BAZALT KAYASI
  BOYABAT TURİZM DURUMU
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  KOMİK VİDEOLAR
  BOYABAT ÖNEMLİ TELEFONLARI
  BOYABAT PANAYIRI
  BOYABAT OTOBÜS FİRMALARI
  E-DEVLET LİNK LİSTESİ
  ESKİ BOYABAT FOTOĞRAFLARI
  DOST SİTELERİMİZ
  İSLAMİ VİDEOLAR
  TARİH KÖŞESİ
  PEYGAMBERLER TARİHİ
  RÜYA TABİRLERİ
  KURAN-I KERİM DİNLE
  KURAN DERSLERİ
  SİNOPLU MİLLETVEKİLLERİMİZ
  PEYGAMBERİMİZ
  KURAN VE BİLİM
  TELEVİZYON İZLE
  İLAHİ DİNLE
  MÜZİK DİNLE
  GÜNLÜK BURÇLAR
  SİNOPLU GAZETECİLERİMİZ
  BOYABATLI EVLİYALAR
  BELEDİYE BAŞKANIMIZ
  KAYMAKAMIMIZ
  YÖRESEL KIYAFETLERİMİZ
  BOYABAT KALEBAĞI FOTOĞRAFLARI
  BOYABATLI ÜNLÜLER
  TÜRKİYE HARİTASI
  ATASÖZLER
  BİLGİSAYAR
  DÜNYA HARİTASI
  SOHBET ODASI
  SİNOP VE İLÇELERİ
  EĞLENCE
  BOYABAT MEŞHURLARI
  BOYABAT GECE FOTOĞRAFLARI
  BOYABAT SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI
  MEVLANA NIN YEDİ ÖĞÜDÜ
  SİNOP VE İLÇE POSTA KODLARI
  İL İL PLAKA KODLARI
  İSLAMİ BİLGİLER
  KURAN-I KERİM OKU
  BOYABATLI ŞEHİTLERİMİZ
GÜNÜN SÖZÜ.
SOSYAL SİTELER
BOYABAT MEŞHURLARI
BOYABAT MEŞHURLARI
BOYABAT İLÇEMİZİN MEŞHURLARI ARASINDA YER ALAN BOYABAT CEMBERİ Yıllardır Boyabat kadınının baş örtüsü olarak kullanılmakta olan Boyabat Çemberi günümüzde dekoratif süs aracı olarak kullanılmaktadır. Çember 60cm eninde , 120cm boyunda, iki parçanın birleşmesinden oluşur.Kenarları kımızı ve krem renklerde şeritlerden oluşur. Ortası ise tamamen işlemelidir. İşlemeler tezgahta elle atılmaktadır. İşlemelerin yapımında renkli koton iplerin yanında el işi orlonları da kullanılmaktadır. Dokuma sırasında kullanılan ipler pamuk ipliği olup çirişlenerek kullanılır. İşlemede kullanılan motifler yöreye özgü olup, her birinin ayrı bir anlamı vardır. Motifler ve renkler; ayrılığı, hasreti,yare olan özlemi, kaynanaya sitemi, mutluluğu, mutsuzluluğu anlatmaktadıır.Bu isimler; demirkırat , süydürme, kibrit çöpü, omuzlu, heybeli, nalçalı, kibrit kutusu, sinekli, aynalı, mühürlü gibi adlandırılmıştır. Boyabat Halk Eğitim Merkezi olarak amacımız ; kaybolmaya yüz tutmuş bu el sanatımızı yeniden gündeme getirmek ve yaygınlaştırmaktır. Bu amaçla Belediye Başkanlığı ile ortaklaşa bir çalışma yapılmaktadır. Bu kapsamda , okulumuza yarı otomatik iki tezgah yaptırılmış olup, bu sayede , çemberin ortasında bulunan dikiş tamamen kaldırılmıştır. Çember tezgahlarında farklı ürünlerin, özellikle hesap işi ve kanaviçe modellerini de dokuyarak , dokumaya farklı bir bakış açısı kazandırıyoruz. Bunu yaparken de çemberin aslını bozmadan bazen dekoratif süsleme aracı, bazen de dış giyim süslemelerinde kullanarak , gündelik yaşamın içinde yer almasını sağlıyoruz.
BOYABAT PİRİNCİNİN ÖYKÜSÜ Yeryüzüne hayat veren suyun, toprağa atılan tohum ile izdivacının raksında şekillenerek büyüyen ve suya hasreti, olgunlaşıp biçilinceye kadar hiç bitmeyen bir bitkidir çeltik. Çeltik bitkisi belli aşamalardan geçerek sofralarımıza gelir ve damak zevkimize lezzet katar. Böylelikle pirinç, tüketilen temel gıda maddelerinin en önemlileri arasında yerini alır. Su ve sıcakla birlikte olgunlaşan ve her iklime uygun olmayan bu bitkinin yetiştirilmesi çok meşakkatli bir iştir. O yüzden karış karış emek ve alın teri olan bu ürünün değeri, yetiştiricisi için altın kıymetindedir. Her bir başağını yerlerde, her bir tanesini yediği tabaklarda bırakmayacak kadar kıymetlidir pirinç, yetişmesinde enerji harcayanlar için Çeltiğin yetişmesi işlemine gelince, göl denilen yüksek kaşlarla örülmüş toprak, suyun sürekli bir biçimde muhafaza edileceği şekilde hazırlandıktan sonra, keşen denilen toprağın yoğrulması işleminin ardından yoğurt haline getirilmiş ekim alanı, çeltik tohumuyla buluşturulur. Bu kıvama getirilerek yere düşen tohuma toprak yataklık, su ise yorgan vazifesi yaparak onu sinesinde büyütür. Suda eriyen oksijeni kullanarak gelişimini sürdüren çeltik, daha sonra ilaçlama safhasının ardından yabancı otlardan ayıklanır. Bütün bunlarla yetinmeyen çeltik bitkisi, ak saçlı, eli nasırlı, ayağı topraktan aşınmış, beli yorgun, sürekli su içinde çalışmaktan romatizma hastalığına yakalanmış çilekeş kadınların elinden tek tek geçerek, yabancı otlardan temizlenip sevgi ile okşandıktan sonra, heyecanla büyümeye başlar. Bir sonraki aşaması toprağın cinsine göre düzenlenen miktar ve oranlarla gübrelenip güçlendirilme işlemidir. Nazlı bir sevgiliye yada hastaya gösterilen ihtimam gibi, beş ay süren titiz bir emeğin ardından başak haline gelip, olgunlaşmış bir insan edası ile kendisine verilen emeği inkar etmeyerek, tevazu kanatlarını yere serercesine boynunu büküp, nazını çeken çiftçisine biçilmeye hazır bir şekilde teslim olur. Harman ve patozlanma işleminin ardından fabrikalara gönderilmekteydi. Şimdi ise, her sahada hayatımıza hakim olan teknolojinin getirdiği kolaylıklardan biri olan biçer - döverlerin bıçaklarından geçerek, taneleri saplarından ayrılan ve harman yerlerinde kurutulduktan sonra fabrikalara gönderilen çeltik, özel bir gayret ile kabuklarından ve kepeklerinden ayrılarak pirinç haline getirilmektedir. Çeltiğin pirince dönüşümünde fabrika verimi % 60 olursa, çitçi randımanı verimli, dönümüne bire 20-30 arası karşılık gelen toprak veriminde ise mahsulünü verimli olarak değerlendirir. Çeltik kabuğundan ayrıldıktan sonra; pirinç, kırık, ufak ve kepek gibi yan ürünler ortaya çıkmakta ve her birisi de ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Uzun süre su içinde kalan, çamur toprağın nazlı bitkisi çeltiğin dilinden, Boyabat'ın çeltik yetiştiricileri çok iyi anlamaktadır. İleri düzey teknik, ilaç, gübre araç ve gereç donanımlarını etkin bir biçimde kullanarak topraklarını mahir bir şekilde işleyen çiftçilerimiz, arazi alanı dar olmasına rağmen yeterli düzeyde ve verimli ürün elde edebilmektedirler. Dünya da, Ülkemiz den başka Çin, Japonya, Amerika, Vietnam ve Tayland gibi ülkelerde çeltik yetiştirmektedirler. Dünya genelinde her yıl 500 milyon ton pirinç üretilmekte olup, bunun 165 milyon tonunu Türkiye üretmektedir. Ülkemizde; Marmara, Karadeniz ve Ege bölgesinde yetiştirilen pirincin il bazındaki dağılımı; başta Kastamonu Ve Sinop olmak üzere, Edirne, Samsun, Çorum, Manisa, İzmir, Balıkesir'dir Türkiye topraklarının 53 bin hektarında pirinç yetiştirilmektedir. Bölgemizde yetiştirilen çeltikten üretilen pirinç, ülke içindeki Önemli Bir Yere sahiptir. Ülkemizde pirinç üretimi, iç tüketimin yarısı kadar olmasına rağmen, pazar bulunamadığından üreticisinin elinde kalmaktadır. Et ve diğer tahıl ürünlerinde olduğu gibi, yanlış bir şekilde yürütülen tarım ve ithalat politikaları sebebi ile pirinççilik üretim açısından tükenmek üzeredir. Boyabat,daki ekim alanlarında hali hazırda Sarı Kılçık, Ak Çeltik, Baldo Osmancık-97 gibi pirinç türleri yaygın bir şekilde yetiştirilmektedir. Boyabat pirinci yetiştiği coğrafya avantajlarını da arkasına alarak, özellik, kalite ve lezzet açısından kendine has ve marka olma imkanını elde etmiştir. Çünkü Boyabat'ın kendi yöreleri arasında bile bölgesel üretim farklılıkları bulunmaktadır. Boğazda yetişen pirinç ile ovanın serpilerek sıcakla buluştuğu alanlardaki pirinç arasında bile kalite farklılıkları ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, adına Boyabat pirinci denilerek çeşitli yerlerde satışa sunulan türlere aldanmamak gerekir. Boyabat insanı pirinç pilavına aş demekte olup, pirinç üretimini aş adı altında, ekmek kapısı olarak nitelendirmektedir. Sofrasında da pirinci ana yemek yada kombine olarak sürekli bulundurmaktadır. Bu açılardan bakıldığında pirinç sadece insanımız için bir yiyecek değil, aynı zamanda; pirinç yetiştiricisinin geçim kaynağı ve bölgesel kültüründe diğer adıdır. Sadece Boyabat da değil, pirinç dünyanın en önemli ana yiyeceklerinden biri olma özelliğini hala korumaktadır. Türk mutfağının da en leziz yiyeceklerinden olan pirinç başlı başına bir yemek çeşidi olduğu kadar yer yer kombine olarak ta sofralarımızı süslemektedir. Boyabatımızın ev ve lokantalarında yapılan yemeklerde sayı ve çeşit olarak pirinç zenginliği net bir biçimde göze çarpar. Düğünlerimizin vazgeçilmez yemeği olan pirinç, dev kazanlarda kendine özgü yöntemlerle pişirilmektedir. Suda haşlanan pirinç, suyunu çekince üzerine dökülen kızdırılmış yağ ile cilalanır ve yapışkanlığı bu şekilde önlenerek tane tane ve ışıl ışıl bir biçimde davetlilere sunulur. Bundan başka, pirinçle yapılan daha bir çok yemek çeşidi de bulunmaktadır. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki hiper ve süper marketlerde ambalajlar içinde Boyabat Pirinci markası ile halka sunulan pirinçlerin, maalesef Boyabat pirinci olmadığı müşahede edilmektedir. Bu nedenle, markalaşmış üretimimiz maalesef yok olmaya yüz tutmuş ve marka olan pirinç ırklarımız kaybolmuştur. Ne yazık ki, artık dışarıdan ithal edilen pirinçler nedeniyle, üretici pirincini satacak pazar bulamamaktadır. Yol kenarlarındaki büfelere mahkum ve Ankara-İstanbul gibi metropollerde yaşayan memurların, memleketlerine gelerek iş ve ikamet çevresindeki halka satmak üzere alıp götürdükleri, 3-5 tonluk satışlarla oluşturulan iç piyasa, Boyabat pirincinin hak ettiği hazin son olmamalıdır ! Yerel anlamda ise, Boyabatlı esnaf ve yatırımcının bir araya gelerek kurabilecekleri bir çeltik fabrikası desteğinden yoksun kalan çitçi Köylü milletin efendisidir tanımlamasının dışına çıkalı çok zaman olmuştur. Halbuki, İlçemizde el birliği ile kurulacak donanımlı, kurutma, ayıklama, cilalama ve paketleme işlemi yapabilen böyle bir fabrikanın kurulması demek, esnafın, ilçe halkının ve yöneticilerin işini kolaylaştıracağı gibi, köylü üreticinin de yüzünü güldüreceği muhakkaktır. Kaliteli bir üretimin, pirincimizin ithal edilmesi noktasında Sinop ve Boyabat adının büyütülmesinde önemli katkılar sağlayacağında hiçbir kuşku bulunmamaktadır. Toprak İsteği Toprak isteği bakımından seçici değildir. Su geçirgenliği az, derin, tınlı ve besin maddelerince zengin topraklarda daha iyi yetişir. Çeltik tarımı için optimum pH 5.5-7.5 arasıdır. pH'sı 3-8 arasında değişen topraklara da uyum sağlayabilir. Tuzlu toprakların ıslahında en ideal bitkilerden biridir. Topraktaki eriyebilir tuz yoğunluğu 600 ppm 'in altında olmalıdır. Ekim Nöbeti Aynı tarlaya üst üste sürekli çeltik ekilirse verim düşer, yabancı otlar ve hastalıklarla mücadele zorlaşır. 2-3 yıl üst üste çeltik ekildikten sonra tarlaya yem bitkilerinden birisi ekilmelidir. Baklagil yem bitkileri topraktaki azot bileşiklerini arttırdığı için tercih edilmelidir. Toprak Hazırlığı Arazi tesviye işlemleri küçük parsellerde tesviye bıçağı,daha geniş parsellerde hafif ağırlıklı grayder ya da lazerle çalışan tesviye aleti ile yapılır. Sonbaharda derin sürüm yapılmalıdır. İlkbaharda tavalar yapıldıktan sonra diskaro veya kazayağı ile işleme yapılır.Arazi tesviye işlemleri küçük parsellerde tesviye bıçağı,daha geniş parsellerde hafif ağırlıklı grayder ya da lazerle çalışan tesviye aleti ile yapılır. Sonbaharda derin sürüm yapılmalıdır. İlkbaharda tavalar yapıldıktan sonra diskaro veya kazayağı ile işleme yapılır. Tohumluk Tohumluk hastalıklardan, yabancı otlardan ve kırmızı çeltik tohumlarından temizlenmiş ve sertifikalı olmalıdır. Mümkünse 3-4 yılda bir sertifikalı tohumluk kullanılmalıdır. Ekilecek tohum miktarı çeşidin özelliklerine, ekim zamanına ve toprağın verimlilik durumuna göre değişir. Küçük daneli çeşitler 15kg/da, orta daneli çeşitler 17-18 kg/da ve iri daneli çeşitler 20 kg/da tohum ekilebilir. m2 ye atılacak tohum 500-600 adettir Tohumların Ekime Hazırlanması Tohumlar 2 gün önce su içine konulup ön çimlendirme yapılır. Ön çimlendirme esnasında çeltik yanıklık hastalığı ile mücadele amacıyla fungusitlerden birisiyle (Benomyl, Carbendazim) ilaçlama yapılmalıdır. Beyaz uç nemotoduyla mücadele için ön çimlendirmeden önce tohumlar 55-60C sıcak suda 10 dakika tutulması tavsiye edilmektedir. Ekim Zamanı Ekim zamanını yetiştirilecek çeşidin vejetasyon süresi, hava ve sulama suyu sıcaklığı belirler. Çeltik için çimlenme ve fide devresinde en uygun sıcaklık 18-35 derecedir. Çeltik ekimi yapılması için su sıcaklığının en az 12 derece olması gerekir. Bölgemizde Mayıs ayının 1.haftasından sonra ekim yapılması uygundur. Ekim Yöntemi Ekim yöntemleri 1.Serpme (elle, gübre saçıcıları ile, uçakla), 2.Mibzerle 3. Fideleme. Ekimden önce tavalar iyice bulandırılmalı ve tohum üstünde ince mil örtüsü oluşması sağlanmalıdır. Tohumlar toprak yüzeyine tutunduktan 3-4 gün sonra tavalardaki su boşaltılır. Tavalara 5-6 gün sonra ince bir su verilir. Gübreleme Öncelikle çeltik ekilecek tavalardan toprak numunesi alınıp tahlil ettirildikten sonra gübre kullanılmalıdır. Çeltik için tavsiye edilen azotlu gübre, Amonyum Sülfat gübresidir . Dekara 80 kg kullanılmalıdır. Amonyum Sülfat gübresinin yarısı ekimle birlikte, yarısı da ekimden 55-60 gün sonra uygulanabileceği gibi; bir kısmı ekimde, bir kısmı kardeşlenme başlangıcında ve geri kalan kısmı da ekimden 50-60 gün sonra kullanılmalıdır. Çinko noksanlığı pH' sı yüksek olan sodik topraklarda ve toprak düzlemesi sırasında fazla toprak alınmış sahalarda görülür. Sulama Su yüksekliği bitkilerin gelişmesine bağlı olarak, yükseltilir ve maximum gelişme devresinde 15 cm civarında tutulur. Hasattan 20-30 gün önce tavalara su akışı durdurulur ve tavalardaki mevcut su boşaltılır. Erken dönemde su kesmek danelerin tam anlamıyla dolmasını önler ve pirince işleme sırasında kırık oranının artmasına sebep olur. En uygun sulama suyu sıcaklığı 25-30 derecedir. Çimlenme için maximum su sıcaklığı 42-44 derecedir. Bu sıcaklıklardan sonra çimlenme olmaz. Gelişmenin her devresinde 30 0C'nin üzerindeki sıcaklıklar ürüne olumsuz etki yapar. Fide gelişimi sırasında, herhangi bir devredeki su kesilmesi, yabancı ot tohumlarının çimlenmesini teşvik eder ve yeni yabancı otların ortaya çıkmasına sebep olur. Bitki boyu su yüksekliğinden etkilenir. Su yüksekliği arttıkça bitki boyu ve dolayısıyla yatma artarken, salkım sayısı azalır. Yüksek sulama suyu sıcaklığı, salkım sayısını azaltır ve başakçıktaki sterilite oranını arttırarak verim üzerine olumsuz etki yapar. Sulama suyu yetersizliği durumunda 3 gün sulama 2 gün su kesme veya 8 gün sulama 3 gün su kesme şeklinde sulama yapılabilir. Hasat ve Harman Salkımların €'nin saman rengini aldığı, alt kısımdaki danelerin sert mum dönemine ulaştığı zaman çeltik hasat edilir. Bu dönemde danelerin rutubet oranı % 22-24 arasındadır. Erken hasatta olgunlaşmamış tebeşirimsi, yeşil daneler nedeniyle verim ve randıman düşer. Geç hasatta ise kuşlar ve kemirgenler gibi hayvan zararı ile kırık dane oranı artar. Kurutma problemi ortaya çıkar. Kurutma Çeltik mahsulünün güvenli depolanması için rutubet oranının ' ün altına düşürülmesi gerekir. Güneş altında kurutma yapılırken; çeltik ürünü sert beton veya benzeri zemin üzerine serilir. Sergi kalınlığı 4-5 cm' yi geçmemelidir. Kürek veya tırmıkla sık sık karıştırılmalıdır.Çeltik mahsulünün güvenli depolanması için rutubet oranının ' ün altına düşürülmesi gerekir. Güneş altında kurutma yapılırken; çeltik ürünü sert beton veya benzeri zemin üzerine serilir. Sergi kalınlığı 4-5 cm' yi geçmemelidir. Kürek veya tırmıkla sık sık karıştırılmalıdır. Depolama Depolama sırasında çeltik rutubeti 'ün altında olmalıdır. Yüksek olursa mikroorganizma faaliyeti ve böcek zararı artar. Ambar nispi rutubeti `'ın altında olmalı, sıcaklık da mümkün mertebe düşük tutulmalıdır. Çuvallar ağaçtan yapılan platformda yığılarak depolanırsa, çuvallarla zemin arasında hava sirkülâsyonu sağlanmış olur. Tohumluk olarak kullanılacak çeltikler 2 yıldan fazla depolanacaksa mutlaka dane nemi % 13 ün altında ve ortam sıcaklığı 100C civarında olmalıdır. Ç.k Yanıklığı Hastalığı Bu hastalığa bruson, kurt boğazı, sam vurması, pas gibi isimlerde verilmektedir. Bitkinin yaprak ayasında, kınında,sap ve salkım kısımlarında görülmektedir. Kontrolü, dayanıklı çeşit ekmek, aşırı azotlu gübre kullanımından kaçınmak, sık veya geç ekim yapmamak, hasat sonrası tarlada anız bozmak, münavebeli ekim yapmak. Ekimden önce uygun fungisitlerle 100 litre suya 200 g ilaç karıştırılarak tohum ilaçlaması yapılmalıdır. Bunun için tohum çimlendirmek amacıyla su içerisine bırakıldığında 24 saat ilaçlı su içerisinde bekletilir. Hastalık tarlada görüldüğünde; Benomyl etkili maddeli ilaçlarla 100 litre suya 60 g ilaç veya Carbendazım etkili maddeli ilaçlardan biri ile dekara 150 g kullanılarak bir hafta ara ile iki, gerekirse üçüncü ilaçlama, yeşil aksam ilaçlaması olarak uygulanmalıdır. Çeşit Seçimi Tohumluk olarak ekilecek çeşitlerin mutlaka sertifika belgesi bulunmalıdır. Osmancık 97, Ribe, Rocca, Sürek 95, Kıral ve Baldo çeşitleri bölgemiz için tavsiye edilebilir.
MEŞHUR BOYABAT SIRIK KEBABININ YAPILIŞI Ülkemizin bir çok yöresinde çeşitli şekillerde yapılan çevirme bizim ilçemizde de yüzyıllardan beri yapılmaktadır.Fakat bizim ilçemizin özellikle dağ köylerinde yapılan çevirme diğerlerinden farklı özellikler gösterir.Çevirmenin diğer ismi Sırık Kebabı’dır.Bu ismin verilmesinin sebebi kebap yapılacak hayvanın sırığa geçirilecek olmasıdır. SIRIK KEBABI KEBABIN YAPILIŞI Çevirme 120-130cm genişliğinde ve 70-80cm derinliğinde , hemen hemen aynı yüksekliğe sahip ocaklarda yapılır.Ocaklığın iki tarafında sırığın takılacağı çiviler yada kancalar vardır. Kuzunun takılacağı sırık yaklaşık 2,5 metredir. Çevirme yapılabilmesi için herhangi bir küçükbaş hayvan gereklidir. Kuzu, koyun, keçi, seyis vb. hayvanlar kebap için kullanılabilir. Kebaplık hayvan kesildikten sonra özenle yüzülür.Hayvanın yüzülmesi sırasında çok dikkatli olmak ve deri altına bıçak kaçırmamak gereklidir. Özellikle döş ve sırt bölümünde açılabilecek çok küçük yırtıklar bile kebabın yapılmasına engel olabilir. Hayvanın iç organlarının çıkartılabilmesi için karnında uzunluğu bir karışı geçmeyen, göğüs kemiğine kadar uzanan bir yırtık oluşturulur. Bütün iç organlar çıkartılır, hayvanın içindeki kan temizlenir ve sırığın ince tarafı boyundan çıkacak şekilde kebaplık hayvan sırığa geçirilir. Öne doğru uzanan arka bacaklar geriye doğru döndürülür ve bağlanır. Hayvanın boynu da sırığa bağlanır.Ön bacaklar ilk eklem yerinden kesilir ve göğüs kısmında açılan iki adet deliğe yerleştirilir. Bunlara sokma adı verilir. Hayvanın sırığa bağlanmasının sebebi ileri geri hareket etmeyi önlemektir. Ayrıca sırığın kalınlığı hayvanın büyüklüğüne göre değişir. Karındaki açık olan yerden hayvanın içine tuz, biber, dilimlenmiş domates, soğan, kekik gibi baharat ve lezzet veren sebzeler atılır.Karındaki açık olan yer, ucu inceltilmiş ve kuru bir fındık ağacı ile özel bir yöntemle dikilir. Dikişlerin arası 3-4cm’dir. Bu ağaç parçalarına sığlık adı verilir. Karnı dikilerek hazırlanan kebaplık iki veya üç adet gül takılarak hazır hale gelir. Gül, hayvanın kolundan buduna uzanan bir yaş kızılcık ağacı üzerine dizilmiş, iri bir ceviz büyüklüğündeki kuyruk yağına denir. Gül takmadaki amaç zayıf hayvanların ateşe dayanmasını ve kebabın üzerinin kurumasını önlemektir. Kebabın altına akacak yağın yere düşmemesi için özel tepsiler yerleştirilir. En son yapılan bu işlemden sonra kebap ocağa koyulur. Tepsilerin içine birer bardak su koyularak yanmaları engellenir. Kebabın daha iyi pişmesi için ocak önceden yakılmıştır. Ateş kebabın altına değil ocaklığın karşı köşelerine yakılmıştır.Ateş karşıda olduğu için pişme süresi,hayvanın büyüklüğüne göre 4 ile 6 saat arasında değişen uzun bir zamandır. Ocakta çıralı ve ham çam odunu kullanılır. Kebap ocağa koyulduktan sonra en az bir saat ham odunlarla ağır ateşte yapılır. Daha sonraki saatlerde ateş güçlendirilir.İlk baştan itibaren güçlü ateşle yapılırsa kebabın dışı pişer içi çiğ kalır.Bu olaya kebabın kartması denir. Pişmenin çok iyi olması için ağır ateşle başlamak ve çok yavaş çevirmek gereklidir. Ayrıca kebabın yapıldığı yerin de çok sıcak olması gereklidir.Sık sık kapı, pencere açılmamalıdır. Kebabın güzelliği ocakçının ve çevirenin elindedir. Kebap piştiği zaman sırttan doğru etler patlamaya başlar. Pişip pişmediğinin anlaşılması için kürekler içe doğru açılıp kapatılarak kontrol edilir. Bir diğer kontrol yöntemi de but kısmına bıçak sokularak kokunun ve akan sıvının incelenmesidir. Akan sıvıda kan rengi varsa ve çiğ kokuyorsa kebap pişmemiştir. Kebap piştikten sonra hayvanın karnından sırtına kadar bıçakla yırtılır. Buradan dışa akan ve tuz suyu denilen su büyük bir tavaya alınır. Çevirme işlemi devam ettirilir ve bu su bütün gövdeye yavaş yavaş yeteri kadar dökülür. Kebap ocaktan alınır ve alttaki tepsilerde biriken yağ ile tuz suyu derince bir kabın içinde, soğan ve domates ilave edilerek yeniden kaynatılır. Kıvamına gelince kaynatma işlemi bitirilir. Bu sıvıya serit yağı adı verilir. Bir kebaplık hayvanın yaklaşık iki litre kadar serit yağı çıkar. Kebap birkaç kişi tarafından ortak yapılıyorsa odunları veren kişiye fazladan boyun ve iki adet kaburga verilir. Ortakların sayısı kadar pay edilen kebap ayrı ayrı bir yere koyulur. Ortaklardan bir kişi arkasını döner. Paylardan her biri tek tek gösterilmeden ‘bu kimin’ diye sorulur. Arkası dönük kişi kimin ismini söylerse o pay ismi söylenen kişinin olur. Bu şekilde yapılan paylaştırma işlemine ferfene adı verilir.
Tarihçesi Tuğla ve kiremit kullanımı insanoğlunun oluşumu kadar eskiye dayanmaktadır. İlk tuğla veya kiremit üretim tesisi belki de insanlar tarafından yapılan ilk evdir diyebiliriz. Bu evler özellikle nehir kıyılarında ve deltalarda yer alan yerleşim bölgelerinde, kurutulmuş kil tabletlerle, yapılacak evlerin yanında oluşturulan basit bir üretim düzeneği ile gerçekleştirilmiştir. Bu konuda başlangıç tarihi vermek ne yazık ki mümkün değildir. Mezopotamya bölgesinde Dicle ve Fırat nehirleri kıyısında yapılan kazılarda bulunan pişmemiş kil tabletler MÖ 13. yüzyılı, tam 15 bin yıl önceyi göstermektedir. Pişmiş tuğlanın endüstriyel anlamda ilk üretimi ise MÖ 4. yy’a Babil Kulesi yapımına denk düşmektedir. Tarihçiler bu kulede 85 milyon adet tuğla kullanıldığını hesaplamışlardır. Bu gün bu rakamda tuğlayı ancak 5-6 gelişmiş teknolojili fabrikanın 1 yıllık çalışmaları ile üretebildiğini düşünürsek, burada yapılan üretimin gerçekten de teknolojik açıdan değer taşıdığını kabul etmek gerekir. Babil kulesi işte bu nedenle tuğla üretimi ve endüstrisi açısından önemli bir simgedir. Kiremiti ilk üretip kullananların Korintler olduğu kabul edilir. Korintler bugün de kullanılan içbükey kiremitleri, hazırlanan tuğla hamurunu tokmakla dövüp yaygın hale getirerek ve şimdikinden daha kalın ve büyük olarak MÖ 4. YY’da üretmişlerdir. Anadolu'da ve Avrupa' da da bu tarihsel gelişime paralel olarak ilerleyen üretim şekilleri Romalıların ilk standartları getirmeleri ve bu işin ticaretini yapmaya başlamaları ile farklı bir boyut kazanmıştır. Daha ileri dönemlerde Anadolu'da Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin vazgeçilmez bir parçası olan tuğla ve kiremit Osmanlıların standartları ile Anadolu’ya has bir mimari tarz oluşturmuştur. Kiremitlerin daha küçük, tuğla boyutlarının ise daha büyük tutulduğu Osmanlılar döneminde ilk standartlar uygulanmaya başlanmıştır. O dönemde standart dışı üretim veya bunların inşaatlarda kullanımı yasaklanmış, bu konuda önemli cezalar öngörülmüştür. Hatta inşaatlarda bina katları ve modelleri konusunda bile standart uygulamalar bu dönemde getirilmiştir. Anadolu’da sektörel gelişme dikkate alındığında ise ne yazık ki atölye ve açık ocak imalathaneleri dışında fabrika ve endüstriyel üretim yapan tesis Osmanlıların son dönemine kadar gerçekleşememiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra yabancı girişimciler sayesinde Marmara ve Ege bölgelerinde tuğla ve kiremit üretim tesisleri yapılmaya başlanmış, ilerleyen dönemde yerli girişimciler sayesinde sektörde gelişim süreci yakalanmış ve önce ithal makinelerle yapılan tesisler yerini yerli makinelere bırakmıştır. Ancak bu oluşum çok geç gerçekleşmiş olup belki de sektörün Avrupa şartlarına göre daha az modernize olmasının bir nedenidir. Avrupada ne yazık ki sektörel gelişme çok daha hızlı ilerlemiş, özellikle buharlı makinelerin bulunmasının ardından öncelikle hammadde hazırlama makinelerinde kullanılan hayvan gücü yerini buharlı motorlara bırakmıştır. 1700’lü yıllarda sektörde ilk devrim sayılan bu makineleşmenin ardından 1800’lü yıllarda helezonlu şekillendirme preslerinin gelişimi ile delikli ve daha hafif tuğla üretimi gündeme gelmiş, bu da daha az hammadde ve daha az enerji ile daha fazla üretimin yapılmasını sağlamıştır. Daha sonraları Hoffman ve tünel tip fırınların devreye girmesi ile de büyük bir atılım yaşanmış, üretimler artmış, tuğla ve kiremit çok daha kolay üretilen ve ucuz bir yapı malzemesi haline gelmiş ve kullanımı giderek yaygınlaşmıştır. Üretim Üretim Yöntemi-Teknoloji [değiştir]Tuğla ve kiremit tesislerinde teknolojinin adlandırılması; kurutma sistemine (doğal kurutma-suni kurutma), üretim yöntemine (emek yoğun-teknoloji yoğun), otomasyona (otomatik-yarı otomatik), hammadde işleme ve şekillendirmeye (vakumlu-vakumsuz), pişirme sistemine (hoffman-tünel) göre yapılmaktadır. Türkiye’de teknolojinin adlandırılması daha çok pişirme sistemine göre yapılmaktadır. Bu açıdan baktığımızda ülkemizde kullanılan en yaygın sistem Hoffman sistemidir. Tünel fırın sistemi ile çalışan fabrika sayısı ise sınırlıdır. Zaman içinde bu sistemler kendi içlerinde geçişler yaşamış, karma birtakım teknolojiler ortaya çıkmıştır. Hoffman pişirme teknolojisi yanında suni kurutma yapılmış, tünel fırın teknolojisi doğal kurutma ile beslenmiş, tünel pişirme sistemi hoffman ile karma yapılarak kemertünel fırın sistemi geliştirilmiştir. Tuğla ve kiremit üretim kademeleri incelenerek üretim yöntemi daha iyi irdelenebilir: Hammadde hazırlanması Şekillendirme Kurutma Pişirme Ambalajlama ve sevk Hammadde Hazırlanması Tuğla ve Kiremit üretiminde kullanılan killer, doğada genellikle rutubetli ve plastik bir kıvamda, bazen kuru ve toz haline getirilebilir bir şekilde, bazen de kaya menşeli olarak bulunur ve çıkarılır. Dolayısıyla doğadan elde edilen ve üretim tesislerine getirilen kil, gerek boyut olarak gerekse bileşim olarak uygun özelliklere sahip olması için bir dizi ön hazırlıktan geçmesi gerekmektedir. Hammaddenin işlenebilirlik özelliği kazanabilmesi için önce öğütme işlemi yapılmaktadır. Hammaddenin homojen bir malzeme olması, plastiklik ve kohezyon özelliklerinin gerçekleşebilmesi için iyice ufalanması ve ince partiküller halini alması gerekmektedir. Bu amaçla çeşitli makinalarla içindeki iri taşlar, çöpler ayıklanmakta (taş ayırıcı, vals, kollergang vb.) ve istenilen dane çapına kadar öğütülmektedir. Ayrıca homojen bir kil hamuru elde etmek için, kilin yeterli miktarda su ile birlikte ezilmesi ve karıştırılması gerekmektedir. Kile azar azar su ilave edildiğinde plastikliği bir miktar artmaktadır. Su ilavesi öğütme öncesinde yapılabildiği gibi, öğütme sonrasında da yapılmaktadır. Dinlendirme, hammadde hazırlama aşamalarının en önemlisidir. Üretilen malzemenin kalitesini etkileyen çok önemli bir unsurdur. Killerin tiksotropik özellikleri dolayısıyla yoğurulmuş çamur dinlenme esnasında direnç kazanmaktadır. Dinlendirme işlemi öğütme işlemlerinden önce veya sonra yapılmaktadır. Şekillendirme [değiştir]Hammadde hazırlama aşaması sonunda şekillendirilmeye uygun bir nitelik kazanan hamur, değişik yöntemler kullanılarak şekillendirilmekte ve değişik biçim ve boyutlarda yarı mamül tuğla-kiremit elde edilmektedir. Şekillendirmede genellikle kalıplama, presleme ve extrude yöntemleri kullanılmaktadır. Kalıplama, genellikle harman tuğlası üretiminde kullanılan bir yöntemdir. Presleme, daha çok kiremit üretiminde kullanılır. Extruderden galeta olarak hazırlanan hammaddeler çeşitli tip ve büyüklükteki presler ile kiremit şeklini almaktadır. Extrude (vakumlama) yönteminde, hazırlanan kil sonsuz vida yardımı ve belli bir basınçla kalıptan çıkartılmaktadır. Bu yöntemde extruder (vakum pres) makinasına gönderilen hazırlanmış hammaddenin vakum yöntemi ile 740 mm Hg değerinde havası emilmekte ve plastik hale gelmektedir. Helezonlar vasıtası ile itilen hammadde vakum presin ağız kısmındaki ağızlık (filiyer) vasıtası ile iki boyutunun şeklini almakta ve sonsuz bant olarak vakum presi terketmektedir. Sonra ince tellerle kesilen malzeme üçüncü boyutu da alarak kurumaya terkedilmektedir. Kurutma Kurutma, kil içinde mevcut ve şekillendirmeye uygun bir kıvama getirmek için katılan suyun değişik yöntemlerle bünyeden çıkarılma işlemidir. Kurutma işleminde doğal kurutma ve suni kurutma olarak iki yöntem kullanılmaktadır; Doğal kurutma; ülkemizde çok yoğun olarak kullanılan ve atmosferdeki ısı enerjisinden faydalanma prensibine dayanan bir sistemdir. Extruder’den yaş olarak çıkan mamüller genellikle kurutma sehpalarına belli bir düzenle dizilmekte, bu sehpalar geniş kapalı alanlara (saya) ya da açık alanlara konarak kurumaya terkedilmektedirler.Bu kurutma yöntemi kurutma işleminde ek bir enerji gerektirmediği için ekonomik görünmektedir. Fakat kurutma işlemi için geniş alanlara ihtiyaç duyulması, kurutmanın çok ağır ve uzun sürede yapılabilmesi, kontrolün yeterli olamaması, kurutmanın hava şartlarına (ısı, rutubet, rüzgar vs.) bağlı olması, işçiliğin fazla oluşu sakıncalarını oluşturmaktadır. Suni kurutma; kurutmayı doğal koşullara bırakmadan ek bir enerji sağlanarak ısının ve hava hareketinin fazlalaştırılmasıyla yapmaktır. Killi maddenin içindeki serbest suyun, önce yüksek buhar basıncı ve az sıcaklık, kurutmanın sonuna doğru alçak buhar basıncı ve yüksek sıcaklık sağlanarak dışarı atılması prensibine dayanır. Bu uygulama kurutma odaları veya tünel kurutma fırınları kullanılarak yapılmaktadır. Pişirme Pişirme, tuğla ve kiremit üretimindeki en son aşamadır. Kilin kuruma aşamasında, serbest haldeki suyunu ve sonradan emdiği suyu kaybetmesinden dolayı boyutlarında küçülme (çekme) olur. Pişirme sırasında kil kimyasal reaksiyonlara maruz kalır. 300 °C civarında organik maddeler tamamen yanar, 450-650 °C arasında molekül suyunu kaybeder. 850-950 °C arasında kil hamurunun pişmesiyle oluşan bu yeni malzeme artık sert, şeklini değiştirmeyen, belirli mukavemet ve renge sahip bir üründür. Genel olarak pişme şu aşamalardan oluşur: Doldurma Isınma Pişme Soğuma Boşaltma Türkiye’ de en yoğun kullanılan fırın tipi Hoffman fırınlardır. Daha sonraki yoğunluğu tünel fırınlar oluşturmaktadır. 20 civarında da hoffman-tünel fırın karışımı olan kemer tünel fırın vardır. Hoffman fırını: Fırın kesiti dairesel tonoz biçimindedir. Ateş hareketli, ürünler sabittir. Bu fırın yakıttan elde edilen ısıyı çok yüksek verimle kullanan ve üretim kapasitesi ve hızı yüksek olan bir fırındır. Yanmanın tam pişme durumundaki malzemenin üzerinde olması, fırın içinde hareket eden havanın bir yandan pişmiş malzeme ile temas ederek ısınması, ısınmış havadan çiğ malzemenin ısınması için yararlanılması bu fırının en önemli üstünlükleridir. Fırının üstündeki deliklerden yakıt püskürtülmekte, pişme safhası ilerledikçe püskürtme işlemi delikler boyunca ilerlemektedir. Yakıt olarak genelde kömür vb. katı yakıtlar, nadiren sıvı yakıtlar kullanılmaktadır. Hoffman fırınlarda, enerji kullanımı tünel fırınlara göre daha fazladır, emek-yoğun bir yapılanma gerektirdiği için maliyet yüksektir. Tünel fırın: Ana prensip olarak ürünler hareketli, ateş sabittir. Uzun bir tünel ve içinde hareketli fırın vagonları vardır. Yarı mamul ürünler fırın vagonlarına fırının dışında istif edilmekte ve birbiri ardına vagonlar belli bir hızda, fırının içinde hareket etmektedir. Fırın içinde hareket eden ürünler ısısı gitgide artan, rutubeti azalan bir hava ortamı ile karşılaşmaktadır. Bu bölge ısınma bölgesidir. Orta bölümde pişme bölgesi (cehennemlik) vardır. Burada pişen ürün ilerlemeye devam ederek daha önce pişmiş olan malzemenin üzerinden geçerek malzemeyi soğutmuş olan ve kendisi ısınan hava ile temas ettikçe giderek soğumaya başlamaktadır. Daha sonra fırın dışına çıkan ürünler fırın vagonları üzerinden alınmaktadır. Pişirme bölgesinde genel olarak sıvı yakıt kullanılmakta, bazen katı yakıtlı sistemlerde yapılabilmektedir. Tünel fırınlar, ürün kalitesi yüksek, yakıt ve emek tasarrufu sağlayan, fabrikasyon süresi kısa sistemlerdir. Ancak, ilk yatırım ve bakım maliyetleri çok yüksektir. Fırın debisi çok sık değiştirilememektedir. Ambalajlama ve sevk Pişirme fırınlarından çıkan ürünler soğuma sonrası istenilen yere sevk edilmektedir. Sevk işleminde genel olarak kamyonlar kullanılmakta fırın veya fırın vagonu önüne yanaşan araca ürün direkt olarak yüklenmektedir. Bazı fabrikalarda ürünler palet üstüne ve sonrasında naylon ile ambalaj yapılarak veya mukavva kutulara konularak sevk edilmektedir. Ürün standartları Tuğla ve kiremit gibi pişmiş kilden ürünlerin yer aldığı bu sektörde TSE tarafından hazırlanan aşağıda ki standartlar kullanılmaktadır. TS 704 Harman tuğlası (duvarlar için) TS 705 Fabrika tuğlaları-duvarlar için dolu ve düşey delikli TS 1260 Taşıyıcı döşeme tuğlaları (statik çalışmaya katılan) TS 1261 Taşıyıcı döşeme tuğlaları (statik çalışmaya katılmayan) TS 4562 Fabrika tuğlaları-duvarlar için-klinker tuğla TS 4563 Fabrika tuğlaları-duvarlar için-yatay delikli TS 4377 Fabrika tuğlaları-duvarlar için-düşey delikli, hafif TS 562 Oluklu kiremitler ve mahya kiremitleri-Akdeniz tipi, Marsilya tipi TS 3457 Kiremit-pişmiş topraktan



Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: mehmet çeltik( meh.hotmail.com ), 02.04.2012, 16:09 (UTC):
evet babam güzel pirinç yetiştirir



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
DÖVİZ KURU  
   
Reklam  
   
SAAT-TAKVİM  
   
NAMAZ VAKTİ  
   
HAVA DURUMU  
   
DUYURU PANOSU  
 

DUYURU PANOSU





 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=



ATATÜRK KÖŞESİ. ÇELTİK-PİRİNÇ DİYARI VE TARİHİN YAŞADIĞI KENT BOYABAT/SİNOP SİTESİNE HOŞ GELDİNİZ.